Duygular ve sözler arasında düşe kalka büyüdüğüm, içimde sorular büyüttüğüm, bulduğum yanıtların kimini kaybettiğim ve çok ama çok özlediğim o sokak...
“Küçük şehrin eski sokaklarında elli yıldır yaşamayı bir şekilde becermiş şarküteriye giderken, o yedi dakikalık süre boyunca, minik minik arabalarla kaplı daracık yollarda, karanlık iç avlulardan görünen erguvanların, yıkılmak üzere olan eski evlerin balkonlarına uzanan kaktüslerin, duvarlara yapıştırılmış ölüm ilanlarının ve harap kilise kulesinin çatlak tuğlaları arasından fışkıran vahşi otların yanlarından geçtik. Ya da yaşamın her boşluğu doldurup her izi kapatmaya muktedir gücünün tam ortasından.”