En ince yerinde sözün, en içten
Gülüyorsun ya hani köpük köpük
Binlerce pencere açılıyor içime
Her camında bin altın güneş esen.
İplikince bir ışık yağmuruyla
Yıkanıyor yüreğimin el değmemiş yerleri
Bir ilkyaz göğü gibi sen öyle uzak
Güzellikler içinde dupduru gülümsedikçe.
Ben bu gece babamı annemi kaybettim, biliyor musun? Hangi karanlıkta kaybettim onları bilmiyorum. Dünyayı yaksam yine de ateşinin ışığıyla bulamam onları. Ama aslında onlar kalbimde yaşadıkça ben onları kaybetmemiş oluyorum. Şu an ne öğrendim biliyor musun? İnsanlar asıl kalpte ölünce ölürlermiş. Ruhu bedeninden ayrılınca ölmezlermiş. İnsanın ruhu ölmesin yeter ki.
"Bir kitapta okumuştum, yazar tüm suçları hırsızlığın bir türü olarak anlatıyordu. Mesela bir insanı öldürünce hayatını çalmış oluyordun. Boş konuşunca zamanını çalmış oluyordun. Yalan söylediğinde doğruya ulaşma hakkını çalıyordun. Güvenini sarsınca, umudunu kırınca ve üzünce huzurunu çalmış oluyordun. Kısacası haksızlık ettiğinde hakkını çalmış oluyordun."
...kişi severken karşılığında hiçbir şey beklememeli, yalnızca ve yalnızca sevmelidir. Eylemini saf kılmalıdır. Sevmek eyleminin içine başka birtakım eylemler katmamalıdır. İşte insan ancak böyle özgürleşebilir. Severek ve sevilerek ancak böyle özgürleşebilir.