Burçin Koçak

Burçin Koçak
@brcnkbr
"Seni az tanıyorum… Az. Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi… Bu yüzden, belki de az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de seni az tanıyorum, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şeyi demektir. Ve belki de, benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…"
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Gidersek de bazılarımız erken ölecek, dedi ilk kör, Ölecek olan zaten şimdiden ölmüş ama farkında değil, Ölecek olduğumuzu doğduğumuzdan beri biliyoruz, Bu yüzden de, bir bakıma hepimiz ölü doğmuş sayılırız."
"...çünkü istenen yere gidebilmek, öncelikle nereden geldiğini bilmeyi gerektiriyordu."
Sayfa 110
"Benim en sevdiğim taş kaledir." dedi sonra. "Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın, filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilirsin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimiz gibi bir şey değildir."
Sayfa 86
"Kaçıp gitmek istediğiniz yerin kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı. Hapishanenin bir yer değil, bakış açınız olduğunu anlamak."
Sayfa 278