"Her şey bağlantılıdır. Anlamak üzere kulak kesilmiş biri için hiçbir sözcük tamamen masum değildir."
Kitaplığımda ne güzel kitaplar biriktirmişim de haberim yokmuş. Eylül ayında kitap kulübü ile Vigdis Hjort'un son romanını okumadan önce, ilk çıktığında ortalığı kasıp kavuran kitabı Miras'ı okumaya karar verdim. Norveç edebiyatının o soğuk ve mesafeli anlatımı ile bu kadar içe işleyen bir kitap yazmak... Okurken boğaz düğümleyen, her bir olayı karakterle birlikte yaşıyor gibi okutan bir eser. Aile her şey midir yoksa içine düşülmüş bir kafes mi? İnsan doğduğu evde yara aldığında sonraki hayatı ne kadar şekillenir? Hayat yarışına kaç sıfır arkadan başlarsınız?
Konusuna gelirsek; üç kız ve bir erkek olmak üzere dört kardeşin miras paylaşımı ile başlıyor görünüyor. Anlatıcımız Bergljot ve abisi Bard aileden erken yaşta uzaklaşmış, Asa ve Astrid ise anneleri ve babaları ile yaşamlarını devam ettirmiş. Miras paylaşımında iki kardeşe kulübeler verilip diğer iki kardeşe para ödenecektir. Bard ve Bergljot'un birleşip itiraz etmesi ile birlikte yavaş yavaş sır perdeleri açılmaya başlıyor. Konu miras üzerinden gidiyormuş gibi görünse de; aile içi ensest, duygusal manipülasyonlar, anne ve babanın karakteri, Bergljot'un içsel ve duygusal çatışma ve yıpranmışlıkları hepsi detaylı bir şekilde açılmaya başlıyor.
Eserde, anlatıcımız geçmişe dönüyor sonra günümüze dönüp anlatmaya devam ediyor ama bu durum okuma akışını hiç bozmuyor hatta olayları daha da netleştiriyor.
Bir kız çocuğu için, baba güvenilir liman değilse, anne ise her şeyi yok sayıp üstünü kapamaya çalışıyorsa elinizden ne gelir? Üstelik henüz beş yaşındaysanız?
Birisiyle ya da bir olguyla karşılaştığımda şaşırtıcı bir biçimde güçlü bir tepki verdiğimde bunun açıklamasının muhtemelen diğer kişide ya da olguda değil bende olduğunu hatırlamalıyım diye düşündüm.