"Hiç kimse samimiyetle başka birinin yerinde olmayı dileyemez çünkü insan kendi kalbi ve zihni olmadan nasıl biri olacağını hayal edemez."
Nobel Edebiyat Ödüllü ve tartışmalı yazar V.S. Naipaul'un 2001 yılında Booker Uzun Listesi'ne girmeyi başarmış kitabı Yarım Hayat aslında tam da adı gibi yarım kalmış tamamlanamayan bir hayat yolculuğunu anlatıyor.
Willie Chandran, alt kast sisteminden bir anne ile üst kast sistemlerine dahil olup bunu reddeden bir babanın ilk çocuğu. Bir de kız kardeşi Sarojini var. Hindistan'daki kast sistemine göre geri denilen düşük kastlardaki insanlarla muhatap bile olunmazken Willie'nin babası bunun ötesine geçerek sonundan pişman olduğu bir evlilik yapar. Willie büyüdüğünde eğitim için Londra'ya gider, sonrasında hayranı bir kız ile Hindistan'a dönmektense Afrika'ya gitmeye karar verir. On dokuz yıl Afrika'da kaldıktan sonra kardeşinin yanına Almanya'ya gider.
Konu itibariyle, güzel bir noktadan yakalamaya çalışsa da ben kitabı beğenmedim. Hindistan'daki kast sisteminden, İngiltere'deki ırksal ayaklanmalara ve Afrika'daki sömürgeciliğe varan ilgi çekici bir konu olsa da bu anlatımlar çok yavan, dağınık ve biraz da üstünkörü yazılmış. Willie'nin ülkesinde aldığı eğitimin aslında hiç olduğu batının medeniyetine uzak bir merhaba ile o medeniyeti öğrenmeye çalışması, bir yandan da arkadaş olduğu adamların sevgililerine uçkur çözmesi insana yarattığı karakteri nasıl dibe batırmaya çalıştığını hissettiriyor. Yazarın görüşü göz önüne alındığında başkarakterini övmesini bekleyemezdik :) Kitabın ilk giriş bölümündeki babasının hikayesini beğendim ama ötesi yok ne yazık ki.
Şu ya da bu kitabı okur, beğendiğimizi söyleriz kendimize, oysa okumamızı söyledikleri kitaplar gerçekte başka insanlar için yazılmıştır ve aslında sürekli başka birilerinin evindeyiz, dikkatli yürümeye ve bazen insanların söylediklerine kulak tıkamaya mecburuz.