İnsan başkalarında en çok kendini sever.
Bir başka benle karşılaştığımda, içimdeki güç artıyor, benzer güçler birleşiyor ve benim için sempati, mutluluğun eşanlamlısı olan bu güç birleşmesine duyulan istek, eğilim haline dönüşüyor. İsterseniz buna büyük sempati paradoksu adını verebiliriz.
Bu dünyada benim için umut yok. İlahi bir yaratıcının adaletine güvenerek, hayattaki mücadelelerin ortasında onları güçlü kılabilecek ateşli bir inancın huzuruna sahip olanlardan da değilim.
Figaro bir dahiydi: O kadar çok gülerdi ki, ağlamaya hiç zamanı olmazdı. Temel prensibi, olabileceklerin en iyisiydi. Bunu gayet iyi biliyorum, çünkü ben de uygulamaya çalışıyor ve iyi kötü başarılı da oluyorum.
Yorgunluktan ve yıpranmışlıktan bitmiş, terk edilmiş bir ihtiyar şehvet düşkününden daha itici bir şey düşünemiyorum hayatta.
Ama ben bu noktaya gelmeyeceğim. Başının çaresine bakamayan, gençliğini ve çekiciliği kaybetmiş biri haline dönüştüğümde ortadan kaybolacağım.
Sana verdiğim acı konusunda bir şey yapacak durumda değilim. Yalnızca kalbimin derinliklerini sana açmak konusunda hata ettiğimi düşünüyorum ama sen talep etmiştin.