gidiyorum... ama sorumuyorum kendime
yol nerede?.. menzil neresi?.. amaç nedir?
öpücük veriyorum fakat kendimden habersizim
bu divane gönlümün tanrısı kimdir?
alıp götürüyorum, senden uzak kalsın diye
senden, ey boş umudun cilvesi
alıp götürüyorum onu, diri diri gömeyim diye
bundan sonra konuşmayı hatırlamasın diye
hayattan ne istiyorum biliyorsun
ben sen olayım, sen, tepeden tırnağa sen
bin defa gelmek mümkün olsa dünyaya
her defasında sen, her defasında sen
bir denizdir bende saklı olan
ne zaman güç bulacağım saklamaya kendimi
keşke sana bu korkulu tufanı
anlatacak gücüm olsaydı
hani Necatigil diyor ya: “şiir kapatmalarla dolu bir haremi ele güne açmak gibi.” ne gereği vardı en gizli yanınızı böyle uluorta gözler önüne sermenin.
ben, her koşulda ölümün değil, yaşamın; bireyciliğin değil, dayanışma ve paylaşmanın; savaşın değil, barışın; zorun değil, özgürlüğün; yalanın değil, inceliğin ve içtenliğin; paranın değil, sevginin; gerici politikaların değil, sosyalist değerlerin yanında olmayı kendim için bir ödev ve onur bildim. ve bu dünya ile yazarak ödeşmeyi seçtim. acısı da sevinci de benim