Kitap 1924’te mübadele ile aile büyükleri Ürgüp’ten Yunanistan’a göç ettirilen Dimitrios’un Ürgüp’e gelmesiyle başlıyor. Büyüklerinin hep özlemini çektiği, anlata anlata bitiremediği bu güzel ülkeyi ve şehri görmek istiyor Dimitrios. Hem de dönerken memleketin toprağından, suyundan götürecek onlara.
…
Ürgüp’te Mustafa Güzelgöz ile tanışıyor. Mustafa, bir kütüphane görevlisi olarak başladığı işini büyüterek köylere eşeğiyle beraber kitap götüren, mobil kütüphanecilik yapan bir emekçi. Emekli olmuş tabii. Çocuklar, kadınlar, erkekler yeter ki okusun diye birçok köye kitap taşımış, belirli aralıklarla kitapları değiştirmeye gitmiş, yılları bu şekilde geçmiş. Dimitrios’u büyük bir misafirperverlikle ağırlıyor Mustafa Güzelgöz ve ailesi ile Ürgüp halkı. Dimitrios’un geldiği Larisa ile kardeş şehir olmak isteniyor. Bu süreçte iki ülkeden de birbirine ziyaretler gerçekleşiyor.
…
Hikayesi çok hoş bir eser değil mi? Kimin aklına gelir 1940-1950’lerde köylere eşekle kitap taşımak? Haydi taşıdın diyelim, kaç kişi başarabilir okuma yazmayı yeni çözen, alfabesi değişeli yirmi yıl olmuş bir millete kitap okutmayı?
…
Ama Mustafa Güzelgöz başarmış. Gerçek yaşanmış bir hayatın öyküsü bu kitap.
Mutlaka okuyun derim.
İsmini hep gördüğüm ve ilgimi çeken bu şiir kitabını okumak ancak kısmet oldu. Didem Madak’ın okuduğum ilk kitabıydı. Altını çizdiğim onlarca mısra var, her birini burada paylaşmadım.
Bu kitabı sevip sevmemek şiirde ne aradığınıza göre değişir.
Müzmin hassas bir kadın olarak Madak’la empati kurmak benim için çok kolaydı. Şiirlerinde dik duruşunun, başkaldırışının yanında kalbinin okşanmasını bekleyen insanı da net şekilde görebiliyorsunuz.
Daha iyi şiirler okumadım mı? Elbette okudum. O sebeple 10/10 diyemem. Ama kendine has tarzını çok beğendim.