Bu sene aldığım eğitimler nedeniyle oldukça yoğun bir yıla başladım. Gezmelerim azalınca, beni dinlendirecek olan şey yazı yazmak olacak, dedim. Aldım kitapları, kalemimi elime ve fırsat buldukça yazmaya karar verdim.
.
Yazdıkça yorumunu, tekrar yaşarım bir kitabı. Okurken hissettiğim o büyülü zamana tekrar bir giriş yaparım. Hele bir de sevdiğim kitap olursa, değmeyin keyfime... Orhan Pamuk kitapları bu açıdan bolca üzerinde konuşmak, hakkında yazmak isteyeceğim kitaplar.
.
Özellikle baş karakter ile kurduğum bağ benim için büyük öneme sahiptir. "Romanda yaşadım sanki" demem için onu özümsemem gerekir. Burada ise Mevlüt karakteri elinizden tutup derin ve sessiz bir yolculuğa çıkarıyordu sizi. Nasıl anlatsam Mevlüt'ü... Sessiz, sakin, saf ve bildiğiniz iyi niyetli insanlardan işte Bir insan hiç mi art niyetli olmaz, dedim okurken. Size o samimiyeti de bu yüzden veriyordu ya işte kitap
.
1969 yılında babasının yanına, İstanbul'a boza ve yoğurt satmaya gelir. Kalabalıklar içindeki yalnızlığı "kafasındaki o tuhaflığı" dinleme fırsatı da bulur. Tüm bu tuhaflık ve yaşamı anlama çabası içinde umutları, hayalleri, aşkları da gelir peşinizden. Aynı dönemlerde İstanbul'a gelen amcası ve amca çocukları, ona göre daha kurnaz ve açıkgözlü oluşları ile Mevlüt'ün hayatını oldukça zorlaştırırlar.
.
1969-2012 arası İstanbul'un sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi değişimini adım adım izlerken betonlaşan dünyada Mevlüt gibi kalıverirsiniz bir anda. Sürekli sorgularsınız eski dönem mi iyiydi, yeni dönem mi? Ve en önemli sorgulamayı aşk üzerine yaparsınız Mevlüt ile... Mevlüt 3 yıl mektup yazdığı kız diye amcaoğlu yüzünden başkası ile evlenmiştir. Peki hangisini sevmiştir gerçekten? Kafasında sorular, tuhaflıklarla bir de bu aşk belası ile yaşamaya çalışan Mevlüt için dilindeki aşk mı