Yaşamın büyük paradokslarından biri de insanın benlik bilincinin kaygıya yol açmasıdır. Birleşme, bu bilinci bertaraf ederek kaygıyı kökünden söküp atar. Aşık olan ve mutlu bir birleşme durumu yaşayan bir insan kendi benliğini düşünemez çünkü sorgulayan yalnız ben (ve ona eşlik eden yalnızlık kaygısı) biz duygusu içinde eriyip gider. Böylece insan kaygıdan kurtulur ama kendisini de yitirir.
Kendisine dek yükselen su ve yaprak kokusunun önünde, boğazı sıkılıyormuş gibi durarak, akmayan gözyaşlarını düşünüyordu. Bir dost ya da açılmış kollar yeterliydi. Ama gözyaşları, onun içine dalmış olduğu sevgisiz dünyanın sınırında duruyordu.