O an düşüncelerim donmuştu. İçimde kendine özgü acayip bir hayat açığa çıkıyordu. Çünkü hayatım, çevremdeki bütün varlıklara, etrafımda titreşip duran bütün gölgelere bağlıydı. Dünyayla, varlıkların hareketi ve doğayla ayrılmaz, derin bağlarım vardı. Bu görünmez bağlar aracılığıyla, benimle doğanın bütün parçaları arasında ıstıraplı bir akım hüküm sürüyor; hiçbir düşünce, hiçbir hayal bana olağan dışı gelmiyordu. Eski resimlerin işaretlerini, felsefenin zor kitaplarının sırlarını, şekil ve türlerin ezeli saçmalıklarını kolayca kavrayabiliyordum. Çünkü o anda yerin ve göğün dönüşüne, bitkilerin gelişimine ve hayvanların devinimine katılabiliyordum. Geçmiş ve gelecek, uzak ve yakın benim duygu dünyamla ortak olmuş, birleşmişti.