Kendi hakikatine sadık kalabilen insan ne yiğit bir insandır. İç sesini dinler o, duyduğu hoşuna gitmese bile. Bir yalanın onu avutması yerine hakikatin incitmesine razıdır.
"Bir odada iki kişi buluştuğunda..." diyor William James "Aslında altı kişi vardır: Kendimi gördüğüm halimle ben, onun beni gördüğü haliyle ben, benim onu gördüğüm haliyle o, onun kendisini gördüğü haliyle o, gerçekte var olan ben ve gerçekte var olan o."
Çok mu karmaşık? Dünyaya bıraktığımız izler, varlıktan yansıyan gölgeler bazen kendi gerçekliğimizin yerine geçer. Mağaranın dışındaki gölgeleri hakikat zannettiğimiz çok olur. İnsanların gözünden nasıl göründüğümüzü önemseriz, kendi değer ve özsaygımızı biraz da buradan devşirir ve iyi bilinmeye gayret ederiz. Yazdıklarımızın, yaptıklarımızın takdir görmesi bizi kıvandırır ve aldığımız bu onay, adeta boşa yaşamadığımızı, varlığımızın bir amaca hizmet ettiğini teyit eder.
"Hepimizin zayıf anları olur, ağlayabildiğimiz için çok şamslıyız, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız zaman ölecek gibi oluruz." dedi beyaz körler içinde tek görebilen kişi olan doktorun karısı
"Hayatta önemli olan insanın eline düşen kartlar değil, onları nasıl oynadığındır."
Kartların ne olduğun derdine düşüp nasıl oynaması gerektiğini bilmeyenlere...
Oynamayı bilenlere vesselam oynamayı öğrenmeye çalışanlara hep selam