Öyleyse ahlaki kötülük, yani burada bizi ilgilendiren sorun itibariyle toplumdaki düzensizlik, düşünme yetisiyle doğal bir biçimde açıklamaya kavuşuyor.Fakirliğin, suçların, ayaklanmaların, savaşların temelinde hep mülkiyetin ürünü olan koşullardaki eşitsizlik bulunur;koşullardaki eşitsizlik ise egoizmden doğar;egoizm şahsi görüşlerle beslenir, şahsi görüşler ise doğrudan doğruya aklın istibdadından kaynaklanır.İnsanlığın başlangıcında ne suç, ne barbarlık mevcuttu;sadece toyluk,cehalet ve tecrübesizlik vardı.Buyurgan içgüdülere sahip, fakat muhakeme yetisinin denetiminde bulunan insanoğlu önceleri pek az düşünüyor ve pek hatalı muhakeme yürütüyordu.Sonraları, hatalarından ders alarak, fikirlerini düzeltir ve akıl etme yeteneğini mükemmelleştirir.Başta insanoğlunun durumu, varını yoğunu incik boncuğa döken, sonra da vah edip inleyen bir yerlinin durumuna benzer;yahut ekber evlat hakkını mercimeğe değişen ve sonra da pazarlığı iptal etmek isteyen Esav gibidir veya iş güvencesi olmadan çalıştığı halde durmadan ücret artışı talep eden çağdaş bir işçi gibidir, çünkü eşitlik olmadan hiçbir ücretin yeterli olmayacağını ne patronu ne de kendisi anlamıştır.Daha sonra insanlık, mirasını korumak için ölen Naboth'tur, sonra köle olmamak için kendi bağırsaklarını deşen Cato'dur, son nefesine kadar düşünce özgürlüğünü savunan Sokrates'tir, 1789'da özgürlük isteyen Üçüncü Sınıf'tır ve aynı insanlık kısa süre içinde ücretlerde eşitliği ve üretim araçlarının eşit bölüşümünü de isteyecektir.