Ümitsizliğe talim eden ve kendini kabullenen cesetleriz;kendimize rağmen hayatta kalırız ve yalnızca yararsız bir formaliteyi yerine getirmek için ölürüz ; Sanki hayatımız , sadece ondan kurtulabileceğimiz ânı ileri atmamıza bağlıymış gibi …
Fakat yalnızca kendimizin matemini tutarız.Eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi,birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize .
Ya da daha doğrusu kaderin izahı mümkün olmayan oyunuyla kendi kendimizi mahvettik.Acı çekiyorsun,öyle değil mi ? Üşüyorsun,gece gözlerini kör ediyor, zindan seni her yandan sarıyor, ama belki de yüreğinin derinliklerinde seninle oyun oynayan o beş para etmez adama karşı duyduğun çocuksu aşkın parıltıları vardır !Oysa ben zindanı içimde taşıyorum,içim kışla , buzla , umutsuzlukla dolu, ruhum karanlık.Neler çektiğimi biliyor musun ?