Evyeye yapışan sümüğü görünce yine cinlerim tepeme çıktı. “Baba” diye bağırdım. Babamın horlamasını duydum. Uyuyan babama seslendiğim için tabi o da horlayarak cevapladı. Elime bir bıçak alıp sümüğü sıyırarak babama doğru gitmeyi, sonra da yanağına sürmeyi düşünürken midem bulandı. Yağ sökücüyü alıp sümüğün üzerine fıslatarak söküp atmak istedim. Ama nafile, karafatmaları böyle öldürmüştüm geçenlerde ama sümük bana mısın demedi. Babamı hayal ettim, artık nasıl bir basınçla hönkürdüyse, evyeyi tutturmak için kullanılan silikonlardan farkı yoktu. Ben uğraşmaya devam ederken tezgahtan bir karafatma geçti. Hazır elimde yağ sökücü var fıslattım birkaç kere, oracıka hakkın rahmetine kavuştu böcek. Neyse en azından bir işe yaradı yağ sökücü. Gelgelelim o sümüğü öylece bırakamazdım, bir çaresine bakmam lazımdı. Ben müdahale ettikçe o sabitlenmeye inatla devam ediyordu. “Baba” diye tekrar bağırdım. Bu sefer farklı bir horlamaya geldi. Sanki burnundaki dipsiz kuyuda onlarca sümük hareket ediyor gibiydi. “Baba”, cevap yok. En sonunda elimdeki yağ sökücüyle babamın odasına daldım, burnuna doğru fıslattım. Babamdan tuhaf sesler gelmeye başladı, burnundan sümükler akıyor, akıyordu. Durdurmalıydım, tampon mu yapsam derken, aktıkça hem midem bulandı, hem tuhaf bir zevk aldım. Babam gözlerini açtı, kan çanağı gözlerle bana baktı; şaşkınlık ve yakarışla. Yağ sökücüyü gösterdim. “Ne yaptın sen kızım” dedi. “Baba, ben!” Babam kafasına sola, duvara devirerek oracıkta öldü. Elimde yağ sökücü kalakaldım. İçeriye günışığı giriyordu. Mavi şişedeki sıvının seviyesini farkettim. Hala çoktu. Daha çok “böcek” öldürürüm diye düşündüm.