Sine Ergün

Sine Ergün

Yazar
7.3/10
27 Kişi
·
75
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.493
Gösterim
Adı:
Sine Ergün
Unvan:
Türk Araştırma Görevlisi, Şair Yazar
Doğum:
Biga, Çanakkale, Türkiye, 1982
1982’de Biga’da doğdu. Defne ve Notos Kitap Yayınevi’nde editör olarak çalıştı. Notos Öykü Dergisi’nin editörlüğünü üstlendi. Öykü, şiir, deneme ve çevirileri Kitap-lık, Notos, Özgür Edebiyat, Sözcükler, Sıcak Nal, Ğ, Patika, Sınır dergilerinde ve çeşitli derlemelerde yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor.

İlk öykü kitabı Burası Tekin Değil, 2010 yılında Yitik Ülke Yayınları tarafından yayınlandı. Bazen Hayat adlı ikinci öykü kitabıyla 2013 Sait Faik Hikâye Armağanına layık görüldü ve bu ödülü kazanan en genç yazar unvanının da sahibi oldu.
Adam radyoyu açıyor. Allah, sözcüğünü seçiyorum. İlahi olmalı. Sonra erkek sesi, cehenneme gidecekleri betimliyor. Tanım bize uyuyor. Erkek sesi öfke ve heyecan içinde cehennemi anlatırken bir şey arabanın içinde büyüyor, nefes alacak yer yok sanki.

Orospu çocuğu, diyor, kafasını kaldırmadan. Sızmamış, sızsaydı. Adam koltukta kıpırdanıyor, direksiyona yüklenip doğruluyor. O ânı beklermiş gibi. Dikiz aynasından arkaya bakıyor. Bir şey mi dediniz? Yok, diyorum, telaşlı, bir yandan kavga da edebilirler, sayıklıyor. Yarın işte ilk günüm, niçin bu kadar içtim, ne işim var. Şu yol bir bitse. Orospu çocuğu, diyor yine. Taksici gözünü dikiyor, bu kez bana, Hanımefendi diyor, mukayyet olun lütfen, siz olmasanız. Ben olmasam ne, diyecek oluyorum, takside cehennemin işi ne, niçin herkes ötekini iteklemeye çalışıyor, niçin, orospu çocuğu, diyen ben değilim, bir şey demiyorum. Kavgaya hazırım, üşeniyorum da bir yandan. İnelim, diyorum, müsait bir yerde. İniyoruz.
Kadın, tedirgin, Otuz yıllık evliyiz, şimdi mi söylüyorsun, dedi, nereden çıktı bu? Sana bir şey demiyorum, dedi adam, hatta özür diliyorum, benden başkası çok daha mutlu edebilirdi seni. Benim bir davam vardı, yalnız olmalıydım, kimseyi ardımdan sürüklememeliydim, senin de günahını aldım. Etrafına bakındı, kumandayı buldu, kanalı değiştirdi. Herkes emir almış gibi televizyona baktı. On yedi yaşındaki genç, ablasını vurmuştu, ailesinin namusunu kirletmişti ablası. Genç pişman değildi, yine olsa yine yapardı, kadın gözlerini televizyondan aldı, başını eğdi, ağlamaya başladı.
Ee, evliliği düşünüyor musunuz, Bilmem, diyorum, konuşmadık. İstiyor musun, Bilmem. Sessizlik. Uzuyor. Sizin nasıl gidiyor, diyorum. Elinde tabaklar, duraksıyor, bana bakıyor, bakışı içimden geçiyor, Çok iyi, diyor, çok iyi, çok mutluyum. Bana her konuda destek oluyor. Arkasına dönüp tabakları bulaşık makinesine yerleştiriyor, İnsan yapmayacağı şeyleri yaparken buluyor kendini, diyor başını çevirmeden, tabakları tek tek koymasını dinliyorum, tekdüze ritim. Evleneceğimi hiç düşünmemiştim. Ritim hızlanıyor, dinliyorum. Sevgi insana düşünmediği şeyler yaptırıyor. Hızlanıyor. Her şeyden önemlisi de bu, diyor, önemli olan sevgi, sevgi her şeyden önemli.
“…sonra bana döndü, Mehmet nasıl, dedi. Bilmem, dedim, ayrıldık. Gözlerini belerterek baktı, Neden, dedi, çok mutlu görünüyordunuz. Değilmişiz demek ki, dedim, başımı eğdim, konuşmanın uzamasını istemiyordum. Üzüldüm, dedi, yakışıyordunuz birbirinize. Çantanın elbiseye yakışması gibi çiftler yakışırdı birbirine.”
Bunlar boşanınca babası kıza, Annenle aramızı yap, demiş. Kız da annesine gitmiş, babasıyla barışmasının onu çok mutlu edeceğini söylemiş. Annesi, Bunca yıl eziyet çektim, demiş, çok âşıktım, evlendiğime pişman değilim, seni yaptığıma da, bugün olsa aynısını yapardım. Ama şimdi babana ne sevgim ne saygım kaldı, bunu benden isteme, demiş, bir daha da yanımda adını anma, onunla ilgili bir şey duymak istemiyorum.
Ben onun yengesine vurgun olduğunu düşünürdüm. O fark etmese de, ağbisinin hapisten hiç çıkmamasını, belki de ölmesini dilediğini, bunu düşünde gördüğünü kurardım. Yengesi ona kol kanat geren bu küçük adamı fark edecek, bir gün utanç ve arzuyla birbirlerine sahip olacaklardı. Dalıp gittiği zamanlarda bunu düşlediğini düşünmek hoşuma giderdi.
Öyle daldığı zamanlarda, Halil Ağbi sırtına iki kez vurur, sıvazlardı, Âşık mısın lan sen, derdi. Yanıt vermezdi.
Bir gün bana, Hayat berbat, dedi, ölsek yeridir, okuduğun kitaplarda diyor mu öyledir diye, sonra önüne döndü, sigarasından nefes çekti, külünü lavaboya silkti.
Toplamda, dedim, düşün, kaç intihar gördük. Hap içenlerin çoğu yaşadı, atlayanlar hep öldü. Kentin faydaları. Onca tepe olmasaydı bilmem atlayacak yer bulurlar mıydı.
Sine Ergün
Sayfa 50 - Can yayınları
"..İlk kez on beşinde intihara kalkıştı. Sonra, her yıl değilse de, birçok kez denedi. İntihar etmek konusunda, dedim, niyeti ölmekse, başarısızmış.."
Kızlarıma hep söylerim, önce mutlu olun, gerisi gelir, başarının ancak mutluysanız anlamı var.
92 syf.
Anlatıcı, ilk öyküsü kitabın. Kahramanlardan kimliğii belli olanın ismi Semih. Yazar Notos yayıncılıkta bir zaman editörlük etmiş. Notos’un sahibi Semih Gümüş ya, ondan olmalı diye şeytan fısıldıyor. Garip bir karmaşa var öyküde. Başa dönüp tekrar okuyunca çözülüyor düğüm. Çift anlatıcı var. Oldukça zekice. İçim ısınıyor daha ilk öyküden. Kalkıp kendime bir kadeh G.Afrika-Şiraz dolduruyorum. Gel keyfim gel.

Bir yazar arkadaşımla konuştum öğle üzeri. O da bir yazar arkadaşıyla konuşmuş. Sine Ergün 2017 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü'nü kazandı, açtım onu tebrik ettim, demiş benim yazar arkadaşımın yazar arkadaşı.

1K’da biri Sine Ergün hakkında bir eleştiri paylaşmıştı. O yazı aklıma geldi. Saçma sapan, yazmayla alakası olmayan bir Türkçe öğretmeninin (Türkçe öğretmenlerini tenzih ederim) dilbilgisi kuralı anlatması kıvamında bir şeydi. İç konuşmayı, yazarın yazma bilgisinin olmadığına yoruyordu. Öykülerde kullanılmayan konuşma tırnakları kafasını karıştırmış gibiydi.

Her şey şaibeli bu memlekette anasını satim. Sine Ergün’den ilk kez 2013 yılında Sait Faik ödülünü alınca haberim olmuştu. Bir türlü kitaplarından bir tanesini bile okuyamamıştım. Ama niye yalan söyleyeyim, Notos’da editör olmasının bu ödüle uzanmak için çok etkisinin olacağını düşünmüyor değildim. Semih Gümüş istedikten sonra…

Sonra AB Edebiyat ödülü. Üstelik seçici kurul silme Türk. Yine dağılmıyor şüphe. Bol telefon trafiğinden sonra S.Faik ödülü almış kitabını ele geçiriyorum. Bir e-kitap. Anlatıcı öyküsü dahil tam 28 adet öykü var. Öykülerinde “Ne ki” kalıbını kullanması garibime gidiyor. Bu kalıp için çok genç. Bu kalıbı en çok Semih Gümüş kullanır. Yazarın bir ara patronuydu. Normal.

Göndermeler var öykülerinde. Yazarlara, olaylara. Bazıları açıktan bazılarını eğer iyi bir okursanız yakalıyorsunuz. Konusu ne mi? Öykülerin konusu mu sorulurmuş canım! Ne olacak ki, kadınlar, erkekler, ilişkileri onların; hayat işte. Bazıları küçücük. Küçürek öykü tadında. Öyle zaten. Her öykü bittiğinde içimde bukle bukle bir şeyler açıyor. Kah hüzün oluyor kah gülümseme kah şaşkınlık. Ama mutlu oluyorum nihayetinde. Seviyorum yazarı. Adama boşuna ödül vermezler diye düşünüyorum. Belki bir kere olur. Yanılgıyla, torpille iyi yazar yaratılmaz. Nihai kararı okur verir. Zeitgeist’in yaptırdığı hataları da zaman ortadan kaldırır. Türk öyküsü Sine Ergün’süz değerlendirilemez artık. Onsuz da olur elbette ama eksik kalır.
92 syf.
Beğendiğim ve beğenmediğim bölümlerden dolayı net bir karar veremediğim için iki kere okudum ve 28 öykücükten oluşan kitapta bazı öykülerde merakımı yenemedim.
Gelelim merak ettiğim öykülerdeki detaylara;
''Anlatıcı'' öyküde kadın neden eşinden başka bir erkekle birlikte olma ihtiyacı hissediyor?
“Neden ve Ne İçin” öyküde tüm hayatını yeni baştan yaşamaya karar veren bu sebeple eşinden boşanan kadın neden yeni bir hayat istedi?
“Aile Haysiyeti” öyküde babanın öfkesini bir türlü anlamadım.
“Ziyaret” öyküde evin ağabeyi evden niye gitti, seneler sonra neden geldi neden tekrar gitti onu da anlamadım.
Bu bir kaç öykü için ; Binlerce teoriler yürüttüm kendimce ama hiç birisinden de memnun olmadım.
Hatta Metin T./Duvar/ ile mesajlaşıp, ben öykülerde anlatılan olayların sebeplerini anlamadım sen anladın mı? Yazar okurun kendisine mi bırakıyor sebeplerini diye de sordum. Bana verdiği cevabı isterse kendisi sonradan merak edenlere verebilir.
Beğendiğim öyküler de vardı tabii.
''Kadınlar'' öyküsünün Irmak'ın yaşadığı ilişkiler, ''Kalk Hadi'' nin beklenmeyen ölüm duygusunun anlatılışı.
Ödüllü bir kitap… 2013’te 59. Sait Faik Hikâye Armağanı’yla ödüllendirilmiş. Okumak isteyenlerin incelemelerini merakla bekliyor olacağım.
Keyifli okumalar...
80 syf.
·Beğendi·9/10
Baştankara, Hayal ve Gerçeği Buluşturan Öykülerin Toplamıdır

Spot: Bazı hikâyeleri kendi mahallenizde, kendi evinizde, kendi sokağınızda, okulunuzda, caddenizde hayal ederken, bazı hikâyeleri ise sadece hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir kalemin düşünden ve mülahazalarından ibaret olduğunu anlıyorsunuz.

1982 doğumlu yazar Sine Ergün, öykü, şiir, çeviri ve denemeleri ile çeşitli dergi ve derlemelerde yer aldı. İlk kitabı “Burası Tekin Değil” 2010 yılında ikinci kitabı “Bazen Hayat” ise 2012 yılında yayımlandı. “Bazen Hayat” kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağan’ı ödülünü kazandı. 2016 yılında yayınlanan bu kitabı ise çıkar çıkmaz ilgi odağı oldu, hemen ardında Avrupa Birliği Edebiyat ödülünü aldı.

Sine Ergün, kaleminin hakkını veren ender yazarlardan biri. Genç yaşında kaleme aldığı eserler görmezden gelinmeyecek kadar değerlidir. Yazarın öyküleri, biraz zamansız, biraz gerçekçi, biraz hayali, biraz da uçarıdır. Beslendiği kaynaklar, ele aldığı konular, konuların işleyiş biçimleri, kurduğu cümleler, kafa sesleri, iç monologlar ve diyaloglar öykülerine derin anlamlar yüklemekle kalmaz, okuru öykünün peşinden sürükler. Her öykü gerçek olduğu kadar ilk bakışta anlaşılmasa da hayali bir alemin kapılarını açarken, kişiden ve kişilerden, zamandan ve mekandan soyutlama yapması ve hayal ufkunun bu derinlikte zorlaması okuyucuyu bir yerden sonra korkutuyor aslında. Okuru öykülerin peşinden sürüklerden kastım bu şekilde anlaşılmalı. Baştankara kitabındaki öyküler bana bu duyguyu yaşattı. Sanki bir kapının ardına saklanmış, öykülerin geçtiği mekanlarda, kişileri ve olayları gözlemliyormuşum gibi, bir yandan tedirginlik ve merak diğer yandan olayların ve karakterlerin davranışlarının verdiği bir ilgiyle izlemeye koyuldum. Burada kısa öykülerin önemli bir işlevine şahit oluyoruz aslında.

Edebi kitapların önemli özelliklerinden biri de; kitap okuyucusuyla barışık olmalı ve gerektiğinde okuyucuyu heyecanlandırıp hikayeye dahil etmeli. Öykü kitaplarında bunu sağlamak biraz daha zordur, zira her öykü, karakter, mekan ve zamanla beraber okuyucunun da ruh hali değişmektedir. Her öyküye ayak uydurmak, üzerinde düşünmek, olayları ve karakterleri anlamak ve anladığını unutmamak başlı başına çetrefilli bir iştir. İlk başta bütünlük sağlanmasa da iyi bir öykü kitabında sona doğru bunu yakalamak daha da kolaylaşır ve kitap daha da anlaşılır bir hale bürünür.

Sine Ergün’ün dili, gayet sade bir dil. Öyküleri kısa ama derin anlamlı öyküler. Öyküler birbirinden çok bağımsız gibi görünse de derinlik ve yoğunluk anlamında hemen hemen hepsi bizden çaba ve üzerinde düşünmemizi isteyen öyküler. Üslup kendine has, cümleler kısa, devrik olmamakla beraber şiirsellikten nasibini almış cümleler. Yazarın konu sınırlama ya da konu sıkıntısı gibi bir kaygısının olmadığını kısalığına ve sayısına bakmadan, gözlem gücüne ve konu olarak ayrıntılarına bakmamız yeterli olacaktır. Bazı hikayeleri kendi mahallenizde, kendi evinizde, kendi sokağınızda, okulunuzda, caddenizde hayal ederken, bazı hikayeleri ise sadece hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir kalemin düşünden ve mülahazalarından ibaret olduğunu anlıyorsunuz.

Hikayeler bize çok yakın duruyor, gerçek anlamda –gerçeküstü olanlar da dahil olmak üzere-. Bunun yanında, azımsanmayacak kadar hayali hikayelerin varlığı, derinliği ve olasılığı kitabı başlı başına alıp, sürükleyip götürmüş. Bazı hikayelerin derinlikleri o kadar fazla ve yoğun ki okuduktan sonra üzerinden bir iki dakika olsa da durup düşünmek ihtiyacı hissedersiniz. Distopya kavramını tam olarak karşılamasa da kişisel distopik bir evrenin, olayın ve kişilerin içinde kendinizi sorgularken bulmak sanırım kitabı okuyan her dikkatli okurun gözünden kaçmayacaktır. Yazıyı çok uzatmadan, edebiyat anlamında, çeşitlilik anlamında iyi bir öykü kitabını okuyacağınız garantisini veriyorum. Sine Ergün gibi yazarların çoğalması lazım diyor ve geleceğin önemli öykücülerinden biri olacağını ümit ediyorum.
92 syf.
"...
Sonra kalktı,
Evin her yerini soluğunun eşliğinde
Yeniden dolaştı. Bunun dışında hiçbir şey yoktu. Açıkça
hiçbir şey."
Carver, Önlem.

Bugün biraz içime baktım da, Sine Ergün ile 'Oje Sürmenin Incelikleri'nde buldum kendimi. kısacık, öz ve metaforlarla kuşanmış öyküler bütünü. Akıyor yahu!
92 syf.
·Beğendi·8/10
Zeki Demirkubuz filmlerini sevenlerin okuması gereken bir yazar. Bu yazarın oykulerini Demirkubuz filme uyarlar veya tarzından esinlenirse şaşırmam hatta harika olur... tabii Sine Ergün de ondan etkilenmis olabilir :)
92 syf.
·8 günde·6/10
Bu kitabı ile 2013'te Sait Faik hikaye armağanını kazan Sine Ergün gündelik hayatta ufak tespitlerden küçük hikayeler çıkarıyor. Genel anlamda kadın bakış açısı ile yazılan hikayelerde yalnızlık, hayat amaçları ele alınmış. Basit bir şekilde yazılmış olmasına rağmen hikayelerin kendi içerisinde zor anlaşılan bir durumu var. Düşünceleri anlatılan kişileri de dışarıdan anlatan bu tarz, hikayelerin verdiği mesajı gölgeliyor gibi. Farklı üslup yaratmak için okuyucuyu yorma yoluna gitmesi bir seçim tabii ki. Hikayelerde özgün bir yan göremedim, akıcı şekilde yazılması sayesinde bir günde bitirilebilecek bir tarzda. Genel anlamda ortalamanın üstü, gelecek vaat ediyor. Ancak çok daha iyi öykü yazarları mevcut. Tespit kasmaktan öte daha içe dokunması gerekiyor Sine Ergün'ün.
92 syf.
“Bir yere ait değilsen değilsindir.”

Kitabın yazarı 2013 Sait Faik Hikaye Armağanı ile ödüllendirilmiş.
Ben kitabı açıkça genel anlamda beğenmedim.
Sanki Sine Ergün, düşünmeden , özensiz aklına ne geldiyse yazmış. Metinlerinde durup düşünülmeden yazılmış basit cümleler vardı.

Öykülerinde ise çok az yaşanmışlık vardı...
Kurgu bile olsa yaşanmışlık hissi vermeliydi bence yazılanlar.
Oradaki karakterleri derinlemesine hissetmeliydik...
88 syf.
·Puan vermedi
Öykü kitaplarını severim. Özellikle Can yayınlarından çıkanları. Bu kitabı maalesef sevemedim. Bİr - iki sayfalık öykülerden oluşuyor. Demek ki böyle kısa öyküler hoşuma gitmiyormuş. Dili sade, rahatlıkla okunur. Benim için öyküde tepe noktası Melisa Kesmez' dir. Aklınızın bir köşesinde olsun.
80 syf.
·6/10
İlk hikayesi Bazen Hayat ile birlikte Sine Ergün'ü takibe almıştım. Farklı bir yazım tekniği deniyordu çünkü. Eh öyküler de fena değildi. Baştankara ile birlikte görüşlerim değişti. İyi ve kötü yanlarına değineceğim şimdi. Başta kötü özelliği ile başlayacağım. İlk fark ettiğim kitabın ismi olmuştu. Güzeldi kulağa hoş geliyordu. Bir öykü kitabı için güzel seçim diyordum ki, hikayesini okudum ve araştırdım. Standart bir kuş türüymüş baştankara, hiçbir özelliği yok. Hikaye ile bir bağlantısı bile yok. Sırf ismi nedeniyle kitaba girmiş anladığım kadarıyla. Okurun entelektüel seviyesine hitap etmeyecek bir seçim bu. Beğenmedim. Hikayeler fazlasıyla kısa, durum anlatmasına rağmen olay neydi, ee şimdi bu neydi niye yazıldı demekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.
İyi yönlere gelirsek. Bazı hikayeler gerçekten iyi düşünülmüş. Özellikle anlatım güzel, bir kişinin gözünden izlerken olayları bir anda başka karaktere geçebiliyoruz ve ilk karakter tamamen uzaklaşıyor. Bu da kesişim hikayeleri hissi veriyor bize.
Bütün bu durumlar çerçevesinde Sine Ergün, takip edilebilir yazarlar statüsünden vakit kalırsa okunabilecek yazarlar statüsüne düşüş yaşadı benim açımdan.

Kapağı beğendim. En sevdiğim öyküler ;
"Tavuk ve Civciv"
"Küçük Tuvalet"
oldu.
92 syf.
·1 günde·7/10
Kitap o kadar kısa ki; kısa kısa öyküler o kadar anlamlı ki bir anda bitti ama tadı damağımda kaldı. Sine Ergün'ün diğer kitaplarını okumak da farz oldu. Aklımda yer eden, insanı vuran tek sayfalık okumalıkları var mesela; "Kalk hadi", "Kadınlar", "Kuaförde", "Anlatıcı", "Dinleyici"... Sanırım ben 92 sayfanın hepsini beğenmişim. =) Okuyacaklara keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sine Ergün
Unvan:
Türk Araştırma Görevlisi, Şair Yazar
Doğum:
Biga, Çanakkale, Türkiye, 1982
1982’de Biga’da doğdu. Defne ve Notos Kitap Yayınevi’nde editör olarak çalıştı. Notos Öykü Dergisi’nin editörlüğünü üstlendi. Öykü, şiir, deneme ve çevirileri Kitap-lık, Notos, Özgür Edebiyat, Sözcükler, Sıcak Nal, Ğ, Patika, Sınır dergilerinde ve çeşitli derlemelerde yer aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor.

İlk öykü kitabı Burası Tekin Değil, 2010 yılında Yitik Ülke Yayınları tarafından yayınlandı. Bazen Hayat adlı ikinci öykü kitabıyla 2013 Sait Faik Hikâye Armağanına layık görüldü ve bu ödülü kazanan en genç yazar unvanının da sahibi oldu.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 75 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 43 okur okuyacak.