Kopuk-Sine Ergün
İsmi bilinmeyen bir şehirde patlamalar olması üzerine ertesi günü şehre gelen yine ismi bilinmeyen aynı zamanda cinsiyeti de belirtilmeyen foto muhabirine Z isimli rehber eşlik eder. İkisi de konuşmazlar, zaten romana da bir sessizlik hakimdir.
Şehir duvarlarla çevrilidir ve açılıp kapanmaktadır. Duvar bir simgedir romanda ve geçmişi temsil etmektedir.
Muhabir geçmişle gelecek arasında gidip gelmektedir. Otelde olmayan yan odadan sesler duyar, ölümler, belleğinde yaşadığı sorunlar, aşamadığı içsel meseleler, varlık arayışı, susmayan belleği, anımsadığı geçmişi, acı veren hatırlamalar, kendi varlığını kaybedişi, ara ara hatırına gelen annesi ve teyzesi romanda karşımıza çıkan unsurlar.
Muhabir; var olmaktan kopuk yaşıyordu, her şeyden vazgeçerek, aykırı, kırılmış, dağınık, ilgisiz, kayıtsız ve en önemlisi kopuk bir karakter nereden geldiğini bilmeyen nereye gideceği konusunda fikri olmayan.
Romanda diyaloglar kısa, cümleler de kısa kısa. Bir tutukluk var, tökezleye tökezleye okuyorsunuz. Önce bir sarsıyor sonra bir şeyleri kaçırabilirim düşüncesiyle her satırı yoğunlaşarak okuyorsunuz. Bu tutukluk hâli de romana bir ritm katıyor.
Yazarın kahramanlarına isim vermemesi onları özneleştirmek veya özelleştirmek istemediğinden, herkes olabilir.
Unutmak, anımsamak, geçmiş, bellek, kayıtsızlık, duyarsızlık kavramları üzerine kurgulanmış roman.
Bir sis ve belirsizlik içerisinde anlatılmış, gerçekle düşün ayırt edilemediği bir yol hâli farklı mekanlar üzerinden sunulmuş ve birçok noktada yorumu okuyucuya bırakan romanı ben büyük keyif alarak okudum.