Bir Yalom hayranı olarak öncelikle kitabından ziyade kendisinden bahsetmek istiyorum. Yalom, psikiyatriyi yalnızca bir tedavi alanı olmaktan çıkarıp insanın varoluşunu anlamaya açan, klinik ustalığını edebiyatıyla birleştiren kıymetli bir isim...
Bir isim bir ünvan demek yetmez ona. O çok daha fazlası çünkü... Yalom'un mesleki başarısı, ünvanlardan ya da sayılardan çok daha başka bir yerden konuşur. İnsan acısına yukarıdan bakmadan, onu çözülmesi gereken bir problem değil anlaşılması gereken bir hikâye olarak ele alır. Terapi odasında kurduğu bağ, bilgiden önce cesaret ister; insanın ölümle, yalnızlıkla, anlamla yüzleşmesine eşlik etmeyi göze almak gibi. Yalom'un başarısı tam da burada bence. Mesleğini teknik bir beceriye indirgemeden, insan kalabilmeyi başaran bir hekim olması. Rogers'ın dediği gibi "Psikoterapist yetiştirmekle vaktinizi boşa harcamayın, asıl mesele psikoterapist olabilecek adamı seçmektir."
Carl Rogers burada Yalom'dan bahsetmiş dersek abartmış olmayız.
Bu yüzden Yalomu okurken ya da dinlerken insan kendini iyileştirilmiş değil, görülmüş anlaşılmış hisseder insan -en azından ben öyle hissediyorum:') -
Beni bu romanda en etkileyen şey, "maskelerin ve unvanların acizliği"nden bahsetmesi...
Yalom bu kitabında, toplumda adeta tapılan statülerdeki insanları yüksek koltuklarından indirip bizim gibi sıradan, zaafları olan, egolarına yenik düşen, paraya tamah eden ya da şehvete kapılan "çıplak" insanlar olabileceğini gösteriyor.
Hayatımızdaki insanlara karşı ne kadar maskesiziz, çıplak halimizle,toplumun bize verdiği etiketlerden sıyrılınca ne kadar insanız?..
Yahudi olması ona olan sevgimin önüne geçemedi maalesef ahaha
Yalom'un her kitabı kadar Divan'ı da tavsiye ederim