Elif

Puan vermedi·120 syf.··
2026 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:00
Mumlar Sonuna Yanar, dostluk, sadakat ve ihanet temalarını işleyen çarpıcı bir psikolojik romandır.Hikaye, tam 41 yıl boyunca birbirini görmemiş iki eski dostun, kasvetli bir şatoda bir akşam yemeğinde bir araya gelişini konu alıyor. Görünüşte son derece normal olan bu buluşma, aslında geçmişin, dostluğun, sadaktin kaçınılmaz bir hesaplaşmasına dönüşüyor.Etkileyici olan kısım, hikayenin çok büyük bir kısmı tek bir mekanda, iki karakterin karşılıklı diyalogları ve Henrik'in monologları üzerinden ilerliyor. -Buna rağmen temposu hiç düşmedi. -Ayrıca az sayfa olmasına rağmen çok yoğun bir edebi tat veriyor. Insan ilişkilerini masaya yatırırken bizi sarsıcı sorularla baş başa bırakıyor: "Bir insanı sevmek, onun her şeyine sahip olmak istemek midir?" İşte bu can alıcı soru, Henrik ve Konrad'ın çocukluktan kalma dostluğunun sınıfsal farkların, kıskançlığın ve paylaşılamayan bir kadının gölgesinde nasıl un ufak olduğunu gözler önüne seriyor.Gece ilerleyip mumlar sonuna kadar yanıp bittiğinde ise geriye ne öfke kalıyor ne de nefret; sadece yaşanmış ve geri dönüşü olmayan bir hayat... Sandor Marai'nin insan ruhunun derinliklerine inen, gurur, kıskançlık ve kader kavramlarını sorgulayan psikolojik tahlilleri mükemmel, kitabı bu kadar lezzetli yapan da bu bence.. Tavsiye ederim
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·448 syf.··
2026 5. kitabı
Bir Yalom hayranı olarak öncelikle kitabından ziyade kendisinden bahsetmek istiyorum. Yalom, psikiyatriyi yalnızca bir tedavi alanı olmaktan çıkarıp insanın varoluşunu anlamaya açan, klinik ustalığını edebiyatıyla birleştiren kıymetli bir isim... Bir isim bir ünvan demek yetmez ona. O çok daha fazlası çünkü... Yalom'un mesleki başarısı, ünvanlardan ya da sayılardan çok daha başka bir yerden konuşur. İnsan acısına yukarıdan bakmadan, onu çözülmesi gereken bir problem değil anlaşılması gereken bir hikâye olarak ele alır. Terapi odasında kurduğu bağ, bilgiden önce cesaret ister; insanın ölümle, yalnızlıkla, anlamla yüzleşmesine eşlik etmeyi göze almak gibi. Yalom'un başarısı tam da burada bence. Mesleğini teknik bir beceriye indirgemeden, insan kalabilmeyi başaran bir hekim olması. Rogers'ın dediği gibi "Psikoterapist yetiştirmekle vaktinizi boşa harcamayın, asıl mesele psikoterapist olabilecek adamı seçmektir." Carl Rogers burada Yalom'dan bahsetmiş dersek abartmış olmayız. Bu yüzden Yalomu okurken ya da dinlerken insan kendini iyileştirilmiş değil, görülmüş anlaşılmış hisseder insan -en azından ben öyle hissediyorum:') - Beni bu romanda en etkileyen şey, "maskelerin ve unvanların acizliği"nden bahsetmesi... Yalom bu kitabında, toplumda adeta tapılan statülerdeki insanları yüksek koltuklarından indirip bizim gibi sıradan, zaafları olan, egolarına yenik düşen, paraya tamah eden ya da şehvete kapılan "çıplak" insanlar olabileceğini gösteriyor. Hayatımızdaki insanlara karşı ne kadar maskesiziz, çıplak halimizle,toplumun bize verdiği etiketlerden sıyrılınca ne kadar insanız?.. Yahudi olması ona olan sevgimin önüne geçemedi maalesef ahaha Yalom'un her kitabı kadar Divan'ı da tavsiye ederim
DivanIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 20216,7bin okunma