Bana göre, hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varolduğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler. Düş gücü ve tutkuları engellenmişler için ise hayat, çocukken oynadığımız oyunların büyüyünce izin verilmeyen oyunsuzluğu. Bence hayat, burada saydıklarımla ve saymadıklarımla, tartışılması gerekmeyecek kadar sıradan ve yalın. İnsanlık tarihi boyunca onu karmaşık bir hale getirme yönünde öyle ustalaşmışız ki bazılarımız bununla ilgili bir şeyler söyleme ihtiyacını duyuyoruz; hayatın kendisinden çok, onu çözülmesi zor bir yumağa nasıl dönüştürdüğümüzü anlatabilme umuduyla. Bunlar benim görüşlerimdi, başkalarının her zaman söyleyecek farklı şeyleri olacak. Hoşça kalın!
Alabora olan salaş teknelerle birlikte yabancı sularda kaybolan giden ya da tır kamyonlarında havasızlıktan boğularak ölen kaçak mülteciler, üzerlerine bomba yağdırılan aç çocuklar, sömürülüp talan edildikten sonra kargaşa ve hastalıklarla yazgısına terk edilen Afrika, acımasız yönetimler sırasında iz bırakmadan kaybolan insanlar, üstün konumlarını yitirmekte olduklarını bilinçdışı dünyalarında sezmeye başlayan toplumlardaki ırkçı şiddet. Her biri bizleri bir an irkiltip sonra belleğimizden uzaklaşıveren "haberler".
İnsan, geleceği düşünmeye başladığı andan itibaren, yaşamakta olduğu cenneti terk edip anksiyete dünyasına adım atar; üzerine kaygının gri tonu çöker, hırs dürtüsü oluşur, mülkiyet başlar ve "düşünceden yoksun" yabanın keyifli hayatiyeti kaybolur. Kaşif Peary, Eskimo rehberlerinden birine "Ne düşünmektesin?" diye sorduğunda, "Düşünmem gerekmiyor," diye cevap vermiş rehber, "Bol miktarda etim var". Gerekmedikçe düşünmemenin bilgeliği bizlere uzak ve yabancı artık.