bunca şey oldu.
ontoloji kitapları yazdık farkında olmadan,
okumaya vaktimiz olmadı.
biraz şiire tutunduk,
biraz laf buyurduk sevmelerden.
yine de ayıldık var olmanın büyüsüne kapılmadan.
açma o kunduraların mevzusunu,
eskimişse eskimiş,
bırak oldukları yerde dursunlar.
mukaddesatçıysan seveceksin eskileri,
kenara atmak olmaz,
bu gürültüden kendini dışlamak da ne?
bu sessiz çocuğa heves etmek nereden çıktı?
hem bak;
salıncaklar daha sert sallanıyor artık,
çocuklar kaydıraktan düşüyor,
unutuluyor bebekler cami avlusunda.
ayılmak için bayılmak gerek evet,
ölmek için de biraz ayrılmak,
bu da doğru.
-fazlası intihar,
ondan biraz,
bunda da haklısın.-
ama ne gerek var taif'te taşlanmaya,
biraz medine'de kalsak,
ruhumuzu hurma bahçelerinde unutsak,
bir kez de biz atlasak şu sarp kayalardan?
ne bileyim,
elimdeki tüm hakikatleri
pilavcı abiye sattım dün gece.
hakikat dediysem,
öyle büyük laflar sanma;
yalnız biraz sükût,
biraz da hatıra ekledim cümleme.
hemşehrimmiş,
ayaküstü sevindim,
üstü kalsın dedim sonra.
zaten bu kez doluydu torbam,
günlerdir sabaha yetecek kadar yalanla yaşıyorum.
her neyse şimdi;
şu ilerideki sapaktan dön,
kaç kere geçtim de oradan,
bu kez kaçırmaya niyet taşımıyorum.
zaten hiç niyet taşımadım;
kaldırabilecek kadar hafif midir,
onu da bilmiyorum.
Seni bir akşamüstü, Sotiraki'nin gazinosundan
Rakı kadehimle benim aramdan alıp
Altın akşamların sarı çocukların tırmandığı
Kuşların öttüğü ve yemişlerin yendiği
Hudutsuz ve çitsiz,
Perisiz ve cinsiz,
Kümessiz ve evsiz
Hâsılı numarasız
Bir memlekete götüreceğim.