Ama bizler toplumsal kısıtlamaları reddeden ve hür düşünen idealist insanlarız.Kendi ahlaki yapımızı oluşturabilme yeteğine sahip olduğumuza inanıyoruz.
Hayatın akışının ve en önemlisi kaderin bir matematiği ve bu matematiğin bir dili olduğunu keşfettiğim günden beri bu gizli dili çözümleme gayretindeyim. Senaryosu, kurgusu ve oyuncu seçimi bana ait olan bir filmin yönetmeniymişim gibi hayal ederim kendimi. Kameramın kadrajına giren her şeyin ve herkesin hikâyemdeki yerini anlamaya çalışırım.
Her şey yolunda değilmiş gibi hissettiğim de olur bazen. Böyle durumlarda hep şunu sorarım kendime: “Neden bu oyuncu benim hikâyeme dahil olmuş olabilir, itiraz edeceğim olayları neden hayatıma dahil etmiş olabilirim?”
Cevaplarını hemen o anda bulup çözemesem bile yeniden bakarım olana ve olanın bana ne anlattığına.
Yarın neler yaşayacağıma, vaktin neyle geçeceğine dair fikrim yok. Ve önü bilinmezlik arkası güvenli olan her an gibi, gelecek zamandan bir çekincem var. Herhangi bir şeye ilk adımını atarken tek başına, içinde bir yanın korku duyar; bilindik ve alışıldık bir önceki taşa geri adım atmak ister. O ilk korkuyu aşıp ilerleyince sanki önündeki yeniliği fetheder kişi.
Simdi durup o zamana geri baktığımda, insanın doğal deneme yanılma sürecinin bir parçasını görüyorum. Dünyada görünenden fazla bir şeyler olduğunun sezgisi ve çocuksu saf bir coşkuyla bu soruya cevap verir gibi görünen her şeyi merakla tatma isteği.