"Şarkta büyümüş kimselere çokdefa hânedanımsı bir kütük uydurmak isteyenlerçıkar. Mustafa Kemâl, kendisinden öncesine meraklı
ve pek bağlı değildi. Gerçi 1876'da, ilk Kânunu Esâsî’nin ilân edildiği
güne rastlayan 23 Aralık’ta, Selanik’te kurulmuş Âsâkiri Millîye Taburu'ndaki gönüllü subaylardan biri, babası olarak öne sürülmüştür.
Resmi, ötekilerden ayrılarak büyütülmüştür. İstanbul hürriyetçilerine yardım etmek için toplanan bir millî kuruluşta babasının da
bulunmuş olması, Mustafa Kemâl'in hoşuna gidecekbir şeydi. Ama
inanmış mıdır, sanmıyorum. Hattâ bir gün alaycı bir dille: 'Bu bizim
peder değildir’dediği kulağıma gelir."
"İnkılâp ve rejimlerin bir şahsa izafesi" Doğu'ya ve
özellikle de memleketimize has bir ruh haliydi. Bunun en büyük sakıncası ise "şahsî prensipler doğurması, zümreler yaratması" ve
toplumda ikilik oluşturmasıydı. Başarıların tek bir şahsa bağlanması doğru değildi. Hükümet ise vatandaşı açık ve doğru görüşten
mahrum bırakmak istiyordu.