Bu çağ; dışı yıldızlı, içi çok çirkin olan hilekâr bir devir….
Alıntı
Ulu Hakan’a Arz-ı Hâl
Sen gittin, öksüz kaldı koca bir coğrafya, Çakallarla sarıldı her köşede önümüz. Satıldı parça parça asırlık o harita, Öyle bir devir ki bu, belirsiz yönümüz. Kurt postu giyen hain, her tarafta kol gezer, Kimin kimin uşağı olduğu bilinmez oldu... 🇹🇷🌹🇹🇷 Kudüs’ün gözü yaşlı, Siyonist bağrını ezer, Gittiğin günden beri Filistin gülmez oldu. Suriye duman duman, kan ağlıyor şehirler, Doğu Türkistan’ımda dinmiyor işkenceler. Seni mumla arıyor, kuruyan o nehirler, Gündüzü esir aldı, bitmek bilmez geceler. 🇹🇷🌹🇹🇷 Sen ki Nebi incinmesin, ruhu muazzep olmasın diye, Demiryolu rayına "Keçe serilsin!" dedin. Ümmetin her derdini aldın cana hediye, Mübarek topraklara hürmeti can eyledin. Şimdiyse Kâbe resmi, gökdelenler gölgesi, Kâfirin arzusuyla şehirler yükselttiler. Unutuldu Hakan’ım, o incelik, o nefes, Mukaddes emaneti maddiyatla örttiler. 🇹🇷🌹🇹🇷 Dört bir yanımız feryat, her yanımız hicran, Toprak utandı bugün, bayrak boynunu büktü. Yarım kaldı bıraktığın o büyük, kutsal devran, Seninle koca bir asır, tarih önünde çöktü. Uyan Ulu Hakan’ım, bak ümmetin haline, Sen gittin gideli, coğrafyamız yetim kaldı...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
19.06.26 | değişim
Bölüm bitiyor sanırım, saçmalamıyor abartmıyorum.. artık bu bölümün son demlerimde gözümdeki ışıltı manasını kaybediyor daha çok cinnete yaklaşır oldu sanıyorum. bu aralar birçok şey de sanıyorum, sanmak güzelşey, hüzünlü şey, değişik bişey biliyorum. velhasıl bakışlarım değişti devir kapanıyor ve benimmm hiiiççç yetişesim yok. hayata, kendime...geleceğimin imar planları da var evimiz her köşesinde okul bitiyor ve yeni muhtemeller şenlendiriyor akşam yemeklerimizi ve yine muhtemelen geçmişine söveceğim geleceğim kapının eşiğinden yahut yok yok şu kitapların arasından bana bakıyor, kafama hangi kitabı fırlatıyor kim bilir? ne olacak neler göreceğim meçhul...merakla mı geçirmeliyim ki bekleyişi? çağrışım kanunum beni sürekli "çaresizilik" kelimesine mahkum ediyor, bu sözcüğün etrafında tavaf etmeden "ah" etmem öylede prensip sahibiyim.. beklemek arafın zulmü, evet evet oranın cezası... ve ben sürekli ama sürekli "çare'yi" arıyorum yokluk vaadine rağmen.. gidipte çareye "siz" demesem "sen" desem olay çözülecek biliyom da ne geldiyse başımıza kibarlıktan geldiği için biliyorsun yine hitabımı değiştirmeyeceğim :) hayır benim adım hıdır da değil ki elimden geleni neden yapıyorsam... keşkeleri mi? pişmanlığı mı? havuz başında mankenliği mi? heykelliği mi? birisini seçebilsem böylemi olurdu sonumuz... ah ah neyse kim olduğunuzu bilmediğim sevgili dostlarım bugün bir tostt yemişim olaayyys (hemde çiftkaşarlı) hastane tostları cihangirdeysen çok dostane tosttur bu da kulağınıza küpe olsun.. baaayyys
Ar damarı çatlayınca arsızlığın alkışlandığı, haya perdesi yırtılınca gerçek aşkın göğe çekildiği bir devir bu. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
İzmir Fuarı (Doksanlar)
Yaz aylarının en güzide günlerinde İzmir'de bir telaş başlar. Sanki bu şehrin bütün vatandaşlarının ortak düğün yeri sayılabilecek bir davete çağrıldıkları mekân oluverir... Bir birinden renkli ışıklar, oyuncak silüetletlerini ütopya gibi aydınlatır, insanların birbirlerini zor duydukları bu alanda ara verilmeden mezdeke türü şarkılar çalardı. Renk cümbüşü, çizgileri zebra sırtını andıran helyum balonları, çocukların bileklerine bağlanır, iki yana sallanarak yürüyen her tıfıla refakat eden bu ruhsuz nesneler, şimdiki çoğu insanlardan daha zararsız ve sadık birer arkadaş olmayı başarırlardı. Basmane kapısı, diğer adıyla dokuz Eylül kapısı olarak bilinen fuarın girişinde sizi mükemmel bir palmiye persfektifli yol bekler. Bu ağaçların muntazam dizilişi ve aynı zamanda parke döşeli uzayıp giden alanda tam karşılıklı olması, sizi selamlamak üzere bekleyen bir asker kıtasına benzer. Kahve tonu gövdenin tepede başlayan yeşilinin de aynı hizada oluşu bu yolun görenleri hayran bırakmasına yeter. İç kısımlara gidildikçe yayılıp büyüyen koruluk alanlar sizi ufakta olsa bir orman gezintisine çıkarır. Günümüzde luna parkın bulunduğu yer öncesine göre biraz daha içeride kaldığından çocukluğumun verdiği o heyecanı artık orada görememek beni üzse de bunu fuarın eski zamanlardaki hâlinden çok yaşımın kemâle erdiği için bana böyle geldiğini düşünürüm. Nerede o eski bayramlar sözüyle mukayese edildiğinde hiç de kötü bir örnek olmayacak derecede çocuklara hâlâ bayramlar aynı ise, fuar içinde bunu söylemek mümkün. Fuar bir hâyâl alemi gibiydi. Neredeyse her yerden görülen ege güneşi, bu âleme kuş bakışı bir imkân sağlıyor, herhangi bir sepetine bindiğinizde içinde bulunduğunuz zamanda yükseldikçe, aşağıda başka başka uğraşlarla meşgul olan insanlar sanki size usta bir fotoğrafçı
İnsan ve Duygular
Kurtçuklar elmaya dadanmışsa...
Kurtçuklar elmaya dadanmışsa...dışarıdan bakıldığında sapasağlam, albenili ve kıpkırmızı görünen o elmayı, gün gelir içi boşalmış bir kabuğa dönüştürürler. Çünkü onların derdi elmanın bütünü, ağacın geleceği ya da meyvenin estetiği değildir; yalnızca anlık iştahları ve kemirme güdüleridir. Bu çarpıcı biyolojik gerçeklik, insan toplumlarına ve kurumlarına uyarlandığında çok daha derin bir anlam kazanır. Bir yapıyı, bir fikri ya da bir kurumu dışarıdan devirmek zordur; asıl büyük yıkım, liyakatten ve şahsiyetten yoksun zihinlerin, o yapıyı "içten içe, sessizce ve oburca" kemirmesiyle başlar. Dış görünüş ne kadar parlak olursa olsun, özü çürüyen her şey ilk güçlü rüzgârda devrilmeye mahkumdur. İşte bu içten içe kemirilme hali, toplumsal yapının ve kolektif bilincin en büyük trajedisidir. Dışarıdan gelen bir tehdit, bünyeyi teyakkuza geçirip bir direnç odağı oluşturabilirken; içerideki çürüme, mukavemet gösterecek zeminin kendisini yok eder. Felsefi ve toplumsal açıdan bu "içten kemirilme" sürecini üç ana sütun üzerinden okuyabiliriz: Liyakat Krizi ve Kurumsal Çürüme Bir kurumu ya da toplumu ayakta tutan şey, onu oluşturan parçaların işlevselliğidir. Elmanın özünü besleyen damarlar gibi, toplumun damarları da liyakattir. Hak edişin ve yetkinliğin yerini sadakat kılıfı altındaki oburluk aldığında, kurumlar tıpkı o elma gibi dışarıdan ihtişamlı birer "kabuk" olarak kalır. İçeride ise ortak ideal değil, sadece bireysel iştahların tatmini döner. Kabuk ne kadar kalın ve boyalı olursa olsun, taşıyıcı kolonlar boşalmıştır. Şahsiyet Aşınması ve "Mış Gibi" Yapmak Bu süreç, bireysel düzlemde şahsiyetin istilasıyla başlar. Kemiren zihniyet, üretemeyen ama tüketen zihniyettir. Estetikten, ahlaktan ve derinlikten yoksundur. En tehlikeli tarafları ise, elmanın kabuğuna zarar