"İşte ben bu günlere yetiştim Battal Ağam. Ne yapalım, işte bu günlere de kaldık. Devir döndü Battal Ağam, insan azgınlaştı. İnsan insanlıktan çıkıştı. Bundan sonra biz iflah olur muyuz ola? Bundan sonra herkes kendini düşünüyor. Eskiden bir tek insanın tırnağına taş değse, bir oymağın, bir aşiretin, bütün şu dünyadaki insanların yüreğine değmiş gibi olur, herkesin yüreği sızlardı. Şimdi ya, şimdi herkes biribirisinin ölüsüne basıp geçiyor, basıp geçiyor, basıp geçiyor."
Sayfa 266 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
I. Bayezid devrinde (1389-1402) Toroslar'dan Tuna'ya kadar ilk Osmanlı merkezî imparatorluğu kuruldu. Osmanlı sultanı bu devirde dahi Arap kaynaklarında "Ucların hükümdarı" (Sâhibu'l-Ucât) sıfatıyla anılırsa da, o büyük bir İslâm imparatorluğunun sahibi olarak kanûn koyma ve idareyi teşkilatlandırma sahasında yeni bir aşamayı temsil eder. Eski Osmanlı rivâyeti onun devrini, merkezî hazineyi takviye, yeni vergiler koyma, defter ve tahrîr usullerinin uygulanması, kadılık kurumunda reform gibi birçok yeniliklerin uygulandığı bir devir olarak sunar. Böylece, Şerîatın çiğnenmiş olduğu iddia olunur. Bununla beraber, devrinde Mısır uleması tarafından büyük saygı ile kendisinden bahsedilen meşhur Osmanlı âlimi Mehemmed Fenârî, Şerîatın temsilcisi sıfatıyla onun zamanında devlet işlerinde nüfuz sahibi oldu. Keza, Câmi'u'l-Fusûleyn adlı eseri yüzyıllarca kullanılmış olan meşhur fıkıh âlimi ve ihtilalci Şeyh Bedreddîn Mahmud aynı devirde yetişmiştir. 1416'da Şeyh Bedreddîn ayaklanması, bir bakıma, merkezin gittikçe kuvvetlenen Sünnî ve devletçi karakterine karşı, askerî sınır uc eyâletlerinde ve göçer Türkmenler arasında kendini gösteren hoşnutsuzluğun bir sonucudur. Devletin bu hareketi ezmesi, Şerîatı temsil edenlerin idarede güç kazanmasını, hatta Bayezid devrinde uygulanmış bir kısım önlemlerin kaldırılması sonucunu vermiştir. Bunu, evkaf ve emlâkin idaresinde, yerel bey ailelerine verilen ödünlerde tespit etmek mümkündür.
Sayfa 229 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Van gogh; ilk yılları, din adamlığı görevi
Bir gün kendisini denetlemeye gelen kişiler onu derme çatma bir evde buldular. Bu durumun kilise’nin imajını zedeleyeceğini söylediler. Van gogh da “ Onlar gibi yaşamazsak Tanrı’nın mesajını iletemeyiz” dedi. Bu onlar için alışılmış bir üslup değildi, çizilen yolun dışına çıkması hoş karşılanmadı. Velhasıl kelam vaizlik görevine son verildi. *alıntı yorumu; Gogh, din istismarlığının en gerçekçi halini görmüş. Bizi zor, ağır işlerde 3 kuruş paraya çalıştıran patronlar, sistem ve onları destekler nitelikte fakirliği öven, garibanlığın tanrıya yakın olmaktan geldiğinden bahseden rahipler, imamlar, sözde din adamları.. devir hiç bir zaman değişmedi dün, bugün ve yarın kuzular, koyunlar ve korku imparatorluğu olduğu sürece din bir afyon etkisi yaratmaya devam edecek. Sanat, ahlak, öğretim yani kısaca "yaşamak" her zaman geri planda kalmaya devam edecektir.
Alıntı
Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Aksâ’ya
Yukarıdaki başlığa bakıp da, herhalde dalgınlıkla olarak yazılmış, doğrusu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya olması lazımdı diyenlere, benim doğrusunun bu şekilde olduğunu ve kasten böyle yazdığımı ifade ederek başlayayım. Miraç hadisesi anlatılırken Hz. Peygamberin “Mine’l-Mescid-i Haram ile’l-Mescid-i Aksâ” tabirinde geçtiği şekilde yazdığı ilahî ve manevî gelişmeleri ben de turistik, ama manevî duygular ve heyecan dolu bir şekilde yaşama imkânına sahip oldum. Son bir ay içinde hem Mekke’de Mescid-i Haram’da, hem Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da, hem de Hollanda’daki Mescid-i Aksâ’da namaz kılabildim. Tabii herkes Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’yı zaten bilir. “Peki ‘diyar-ı küfür’deki Mescid-i Aksâ nereden çıktı?” diyeceksiniz. Efendim, Hollanda’da Avrupa politik hayatının önemli şehirlerinden Adalet Divanı’nın bulunduğu Lahey’de (Den Haag) çok sayıda Müslüman yaşıyor. Değişik milletlere mensup bu Müslümanlar, kendi yaşadıkları mahallelerde çeşitli ibadethaneler, camiler açmışlar. Lahey’de bulunan Türkler de şehrin Yahudi mahallesinde mevcut olan sinagogun artık cemaati kalmadığından dolayı Belediye’ye devredildiğini öğrenmişler. Bu devir sırasında Yahudiler, mabedin dinî açıdan kullanılmasında mahzurlu olacak işler için verilmemesini şart koşmuşlar. 1979 yılında Lahey'li Türkler bu durumu öğrenip büyük bir gizlilik içinde hazırladıkları planı başarıyla uygulayarak bu sinagogu işgal etmişler. 40 gün süren işgal sonucunda Belediyeyle anlaşıp bir milyon Gulden devir parası ödeyerek satın almışlar. Önce caminin adını Fatih Camii koymuşlar, sonra bulunduğu yerin Yahudilerin yoğun olduğu bir merkez olması ve eski sinagog hüviyeti dolayısıyla, 1983 yılında isminin Mescid-i Aksâ olarak değiştirilmesine karar vermişler. Sonuçta Hollanda’da Lahey’de, tıpkı Kudüs’teki Mescid-i Aksâ
Sayfa 261·Kitabı okudu
Devir bâtılın hüküm sürdüğü devirdir. İnsanları bulundukları yanlış yoldan alıkoyarak Hakk'a davet etsen, bu devirde yaşayan herkes sana düşman olur.
Aşamalı vahiy , iki temel döneme ayrılır : Mekke ve Medine devirleri . Bunlardan ilki Mekke devridir ve bu süre boyunca Hz. Peygamber , savaştan hiç söz etmemiştir . Ehl-i Kitaba karşı bağışlama ve hoşgörüyü övmüştür . On üç yıl süren bu ilk dönem boyunca yalnızca vaaz vermek , dua etmek ve tefekkür etmekle yetinmiştir . Yaşadığı tek çatışma putlara tapılmasıyla ilgilidir . Ancak daha sonra Peygamber Efendimiz Medine’ye göç ettiğinde , her şey değişmiştir . Bu ikinci devir boyunca neredeyse yalnızca savaştan söz etmiş , İslamiyet vaazını elinde kılıçla vermeye başlamıştır . Yirmi altı savaş boyunca bizzat müminlere komuta etmiş , insanların öldürülmelerini buyurmuş , düşmanlarının kesik kelleleri kendisine gösterildiğinde bundan zevk duymuş…
Sayfa 142·Kitabı okudu
Din