Hayat ne garip hâlmiş! Birkaç gün önce gamlı bulutlarda şimşek çaktıkça biri gülüyor gibi görünürdü. Bugün gönlüm ağlıyor. Sanki her şey de gönlümle beraber ağlıyor.
Yıllar geçtikçe kendi kendimi terk ettim. Başka bir insan, anne babamın olmamı istedikleri gibi biri olabilmek için ta içimdeki o şeyi terk ettim. Kişiliğimi bıraktım, bir karakter edindim. Karakter, sen de bunu yaşayacaksın, dünyada kişilikten daha çok değer verilen bir şeydir.
Bir şeyi yaparken, o şeyi haşka şeye yeğlediğimiz için yaparız, ya da onu yapmamaktansa yapmayı yeğlediğimiz için. Peki, o zaman, her zaman istediğimizi yaptığımızı söyleyebilir miyiz? Tam da değil, evlat. Kimi zaman koşullar, kendimiz seçemediğimiz iki seçenek arasında bir seçim yapmaya zorlarlar bizi: yani bazı durumlar vardır ki, seçmemiş olmayı yeğlesek bile seçim yapmış oluruz.
Doğmak üzere olduğun dünyada, kaydedilen ilerlemelere ve zamanın artık değiştiğine dair tüm o laflara karşın çocuk bekleyen evlenmemiş bir kadına sorumsuz kişi gözüyle bakılmakta. En iyimser bakışla değişik, tuhaf ya da kışkırtıcı bir kadın ya da kahraman. Ama hiçbir zaman ötekiler gibi bir anne değil.