Dünya edebiyatında çok iyi yapıtlar bırakan büyük romancıların toplumsal, siyasal görüşleri, bugün o romanların değerini ne azaltıyor ne çoğaltıyor. Kralcıydı diye Balzac'ın romanlarını, sosyalizme karşıydı diye Dostoyevski'nin romanlarını başarısız olarak değerlendiremeyiz. Sophokles'i yaşadığı çağın toplumsal ve dinsel inançları ile ölçmeye kalkmak da onun hâlâ yeni ve canlı kalan yanını açıklamasız bırakır. Sanatın büyüsü başka yerlerde aranmalıdır.
Bu nedenle, büyük sanatçıların dünya görüşleri ile yapıtlarının değeri arasında bir paralellik yoktur.
Okuduğum bir yazıda karşıma çıkan bir senaristin cümlesini aynen aktarıyorum.
"Seyircinin düşünmesini, anlattıklarımla ilgili kafa yormasını, bunları kendi dünyasında işlevsel hâle getirmesini isterim. Bunu yapamayacak bir seyirci kitlesi de varsın kurtların, vampirlerin sulandırılmış aşk öykülerinin işlendiği o çok sürükleyici yapımlara yönelsin."
Film-dizi türlerinde teması doğaüstü olanları çok büyük bir zevk ve aşkla takip eder, izlerim. Özellikle de kurtların, vampirlerin, büyücülerin işlendiği yapımlar her zaman favorim olmuştur. Bu şekilde yapılan alaycı açıklamayı, şiddetle kınadığımı belirtmek isterim. Zevkler ve renkler tartışılmaz.