Bozkır bahadırları öldürülebilir ama asla yenilmez, kolay kolay teslim olmazlar. Buna karşılık savaşçıların kan dökerek ölmeleri övünülecek bir şeydir. Bununla beraber savaşta ölen birinin cesedinin harp meydanında bırakılmamasına dikkat edilmiştir. Bu o kadar önemlidir ki, silah arkadaşının cesedini harp meydanından kurtaran biri, onun bütün servetini alabilir.
İnanca göre, "Göktanrı, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar yeryüzünün tamamını onlara (Türklere) bahşetmiştir. Boyun eğecek olanın hayatı kurtulacak, boyun eğmeyi reddedenler ve direnenler ise ölecektir."Savaş sonrasında Göktanrı’ya şükran duaları edilir. Hatta ordu kumandanı düşmanlarıyla karşılaştığında onları yeneceğiden o kadar emindir ki, Göktanrı’ya şükran duasını daha savaş başlamadan önce yapar.
(Roux,Altay Türklerinde Ölüm, s.84 / a.g.e. s.31)
Eğer savaşılmaz ve boyun eğilirse bu, ihanet demektir. Moğollarda da görülen bu düşünceye göre savaşa karşı olmak veya savaşmayı kabul etmemek ölümle cezalandırılır. Orhun Yazıtları’nda da "Hanını tahttan indirdin, boyun eğdirdin. O boyun eğdiği için, Tengri 'öl' dedi. Türk halkı öldü, yok oldu, artık bir hiç oldu." denmektedir ki, boyun eğmek sadece bireysel bir ölüm değil aynı zamanda topluluğun da ölümüdür.
Eski Türk toplumlarında askerlik ruhu o denli güçlüdür ki, ona diğer bütün gelenek ve değerlerin üstünde bir yer verilmekte, çatışma durumunda ise askerlik mutlaka egemen olmaktadır. Böylece benimsenen dinler başka toplumlarda olduğu gibi savaşçı gelenekleri ve değerleri zayıflatamamıştır. bunun en güzel örneği zaman zaman Türkler arasında rağbet gören Budizm ve Maniheizm’dir. Türklerin iç dinamiklerine uymayan çeşitli esasları olan bu dinler ya Türkler tarafından çok fazla yayılamamış ya da Türkler bu dinleri adeta Türkleştirmişlerdir.
Harp zarurî ve hayatî olmalı… 'öldüreceğiz' diyenlere karşı 'ölmeyeceğiz' diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir cinayettir.
(Atatürk)