Dışarıdalar ve Senin de Çıkmanı Bekliyorlar...
Her zamankinden daha kalabalıklar. Kadınlar, erkekler ve yaşlılar, hepsi
ordalar ve senin çıkmanı bekliyorlar. Seni sevmediklerini biliyorsun, hatta nefret ettiklerini. Gülümsemeden nefret ediyorlar, masumiyetinden, iffetli düşlerinden, dua edişinden. Seni onlardan farklı kılan ne varsa nefret
ediyorlar. Onlara kaybettiklerini hatırlatıyorsun.
Zihinlerinin bir köşesinde kalan, her an rahatsızlık eden ve bir daha asla ulaşamayacakları masumiyeti hatırlatıyorsun onlara.
Yüzüne baktıklarında kaybettikleri Tanrı'nın soluğunu hissediyorlar.
Yüzlerinden utanıyorlar, akşamdan kalma sözcüklerinden, saçlarından ve şehvete gömdükleri aşklarından utanıyorlar.
Senin bu kentte yaşaman acı veriyor çoğu zaman.
Bu sokaklarda yürümen, konuşurken insanların gözlerine bakabilecek kadar cesur olman şaşırtıyor onları. Seni bir kuyuya gömebilmek, taşlamak, korkularla sarmak, ateşe atmak ya da geçmiş zamanlardan kalma bir acının koynuna atmak istiyorlar. Her sabah güneşin doğuşunu, ayakta durarak, alnını toprağa dayayarak, avuçlarını gökyüzüne kaldırarak selamlaman şaşırtıyor.
Dışarıdalar ve senin çıkmanı bekliyorlar.
Eğer çıktığında mahcup adımlarla yürürsen, bundan epeyce mutlu olacaklar. Başın önde kalırsa ve bugüne yaptığın her şeyden utanarak yürürsen bundan mutlu olacaklar.
Çünkü onlardan özür dilemeni, pişman olmanı bekliyorlar.
Kendi yüzünden nefret etmeni bekliyorlar. Güzel gözlerini gökyüzüne çevirip düşsel hayallere dalman onları tuhaf bir öfkeye yöneltiyor. Onlar gibi davranmanı bekliyorlar; unutmanı yani göksel olanı, yani alışmanı yavaş yavaş her şeye. Karanlığa.
Dilersen çık ve onlarla git.
Dilersen vazgeç "benim" dediğin her şeyden.
Kimse arkandan kötü sözler söylemez endişe etme.
İstersen çık ve onlarla git,