Bugünkü dersten bana hasıl olan;
Bize ait olmayan, emanetçisi olduğumuz bir hayatta. ne kadar rahat edebiliriz…
Ey insan sen kendini, kendine malik sanma ,bu mülkün sahibi değilsin .
O sana senden ziyade daha merhametlidir.
Bizim idaremize verilen tek bir nokta seçim hakkımızdır.
Mülkü malikine teslim et ve bırak ,cefasını değil, sefasını çek.
Dehşet aldığın zamanda İbrahim Hakkı gibi; Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler.
Demek olmalı…
Mektubat
Ben yedi yaşında okula başladım.
Ilk gün öğretmen bir oğlanı cetvelle dövdü; kıpır kıpır yerinde duramayan, bugünkü bilgiler çerçevesinde olsa, büyük bir olasılıkla hiperaktif tanısı konacak olan, Şükrü adında ufak bir oğlan çocuğu.
Çok korktum. Ertesi gün hastalandım. Sıtma oldum. Sarhoş iğnecinin iğnesi sinire geldiği için sol bacağım kurudu,
zayıfladı ve topal oldum. O yıl okula gidemedim. Rahmetlik annem bacağıma aylarca sıcak kepek lapası sardı, geceler boyunca kan yürüsün diye o bacağımı ovdu. Ve ayağıma kan yürüdü, can geldi, dokuz ay sonra topal aksak, yine yürümeye başladım.
Ertesi yıl sekiz yaşında, korkarak okula gittim. Okulun ilk günü,
güler yüzlü, sıcacık bakışlı bir öğretmen bizimle beraber çocuk şarkıları
söyledi, "Aferin çocuklar, ne güzel söylediniz," dedi. Ve benim saçımı
okşadı. Gözümün içine baktı, gülümsedi. Son dersten sonra eve koşarak gittim, yolda coşkuyla şöyle bağırdığımı hatırlıyorum: "Ben okulumu seviyorum! Ben okulumu seviyorum!"
İki yıl sonra annem öldü. Okula gittiğimde yine aynı öğretmenim başımı okşadı, gözleri nemliydi.
Şimdi ben altmış bir yaşındayım. Ve bu satırları yazarken gözlerim nemli.
Öğretmenimi özledim.
Savaşçı