“Kadınların değerini azaltmak için erkekler önce ay dedenin değerini azaltmak zorunda kaldılar. İnsanlarla ağaçların, hayvanların, suların arasına bir engel sokmak zorunda kaldılar. Çünkü ağaçlar, hayvanlar ve sular, güneşe oldukları kadar aya da sadıktırlar. Sonra, düşünceyle duygunun arasına da duvar çekmek zorundaydılar. Dibine oturup günün kazancını saydıkları kandil ışığıyla, bizim Pan’ın yürekten bağlı olduğu karanlık arasına da. Başlangıçta engel olarak Apollo’yu kullanmaya kalktılar. Apollo’nun soyut mantığı gerçekten de güçlü bir engel oluşturdu. Ama Apollo‘nun sanatçı yanı hala kadınlara karşı bir sevgiyi saklıyordu içinde. Pan’ın şehveti gibi apaçık, uluorta bir sevgi değil; ama amaçları ataerkil ihtirası alttan alta çökerten kontrollü bir istek. İsa ortaya çıkınca… tabii İsa hiçbir dişiyle yatmazdı… ne iki ayaklısıyla, ne de dört ayaklısıyla. İsa hiçbir müzik aleti çalmazdı, şiir okumazdı, ay ışığında yan gelip keyiflenmezdi… çok uygun bir engelde bu İsa. Hristiyanlık denen şey, rahibeleri hizmetçi kıza, kraliçeleri cariyeye, tanrıçaları da esin perisine döndürmeye yarayan bir düzendir.”
Çünkü tıpkı kendi görüşlerinin doğrulunu savunan Şiiler gibi Sünniler de yalnızca kendi ileri sürdükleri fikirlerin gerçek olduğunu söylüyorlardı. Hatta daha da ötesi, bütün Hıristiyan mezhepleri, Yahudiler, Brahmanlar, Budistler, ateşperestler, putperestler yalnızca kendi öğretilerinin hakikatin tek ifadesi olduğu kanaatindeydiler. Bu dinlerin taraftarları kendi görüşlerini doğrulamak için kanıt üstüne kanıt sunup diğer fikirlerin yanlışlığını ispatlama çabası içindeydi. Bazıları tek bir yaratıcı olduğunu söylerken bazıları çok sayıda tanrıdan bahsediyor
bazılarıysa tanrının olmadığını her şeyin tesadüf sonucu husule geldiğini anlatıyordu