Şarkılar ikiye ayrılır; eve dönme isteği uyandıranlar, evden kaçma arzusu uyandıranlar. Üçüncü türden biriydi çalan şarkı. Hem gitme, hem kalma hissi uyandırıyordu. Ludovico Einaudi- Una Mattina…
Dışarı çıkıyorum işte mevsim sonbahar, yaprak yaprak dökülüyorum. Rüzgâr, tozla mumyalanmış ölü böcekleri üstüme atıyor. Yağmur suları ürperiyor, esmer çatılardan akıyor. Gürültü ve sessizlik birbiriyle çarpışarak aynı kaynaktan çıkıyor. Cümleler dilimin etrafında dönüyor fakat dilimdeki yer çekimi kelimelerin yapışmalarını engelliyor. Gözlerim daha fazla görmemek için küçülmüş… Kendimi zamana bırakıyorum.
Sandal, Galata Kulesi’nin önünden geçip mütevazı görkemiyle uzakta beliren Topkapı Sarayı’na doğru yol alırken Gülabi de etrafı seyre koyuldu. Masmavi donuk denizi bir tarla gibi süren balıkçı kayıklarına balıklar düşüyor, kıyı boyunca sıralanan zarif köşklerin açık pencereleri sallanıyor, servilerin arasında dinlenen kurşuni kubbelere güvercinler yağıyor, koca çınarların altına oturan işsizler nargile tüttürüyor, önlerindeki sandalda oturan rengarenk tülbentlere bürünmüş kadınların fısıltıları lodos marifetiyle kulaklara doluyordu.