8/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 13:44
Görünmeyen Döngü (Cycle de l'invisible): Eserin ait olduğu serinin adı; dinlerin ve inançların görünmeyen, manevi yönlerini ele alan tematik bir bütünlüğü ifade eder. Kitaptan roman diye bahsetseler de bir novella bence. Serinin ilk kitabı. Milarepa geçmişte yaşamış kötüyken iyiye evrilen biri. Günümüzde Simon her gece aynı kabuslarla uyanır. Gizemli bir kadın bu kabusların Milarepa'nın amcasının reenkarnasyonu olduğunu bu zinciri kırması için hikayeyi anlatması gerektiğini söyler. Simon ve Milarepa yolcuğuna şahit oluyoruz bu noktadan sonra. Budizm ile İslamiyet'in (Sufizm) belli noktalarda benzerlikleri var. Bu oluşum hikayeleri (building roman benzeri) her daim etkilemiştir beni. Milarepa yolcuğuluğunda Şems gibi Marpa karakteriyle benliğini bulmaya çalışır. Kitap sayfa sayısı az zaten. Bu serinin diğer kitaplarını da okuyacağım.
MilarepaEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2026342 okunma
7/10
·540 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 04:10
Açıkçası bu kadar ünlü olmuş bir seri için birazcık önyargıyla başladım ve düşüncelerim belli bir sayfaya kadar da beni haklı çıkardı diye üzülüyordum. Çok fazla romantik öge barındırdığını ve world building yerine buna bu kadar yer vermesine çok sinir olmuştum neyseki bir yerde click diye her şeyi yerine oturttu yazar ve 350 sayfa neden bunları okuduğumu anladım. Ha daha kısa tutulup bu sayfalar arasında biraz daha dünyayı genişletmeye yer verilebilir miydi belki ama serinin ilk kitabı ve çeşitli okuyucuları seriye bağlama kaygısı olabilir. 350 den sonra öyle bi toparlayıp sürükledi ki sadece benim hayal gücüme özel bir film izliyormuşum gibi hissettim. Okurken çok keyif aldım, yeri geldi heyecanlandım, yeri geldi duygulandım. Önemli olan da buydu benim için seriyi didikleyip hatalarını bulmaya çalışarak okumadım gerek de görmüyorum yani mutlaka mantıksızlıkları daha iyi olabilir yerleri vardı. Özellikle son kısımlar gerçekten bence güzel düşünülmüştü. SPOİLER Körü körüne bi kötü karaktere bağlanıp yanına durmaktansa yüce lordların birbirinden habersiz de olsa birlik olmasını ve dünyalarını bu nefret dolu kadından kurtarmaya odaklanmasını ayrıca bu kötü karakterin aslında mantıklı bi sebepten dolayı bu halde olmasını çok sevdim. Karakter sadece kötü işte denilip geçilmemişti. 3 görev sonunda kızcazın bütün endişelerini haklı çıkaracak şekilde pislik yapmasını da çok sevdim ve diğer yüce lordların bir olup kahramanlarını kurtarmak için kendilerinden feda etmelerini de. Ben okurken Tamlini de çok sevdim ama biraz sonlarda pasif kaldığı için kırıldım doğrusu ne yapabilirdi direkt gözler üzerindeydi ama yine de bu kadar büyük aşka, Feyre nin feda ettiklerinin yanında biraz sönük kaldı diyebilirim. Ryhs efsanesini hepimiz duymuşuzdur diye düşünüyorum sempatik bir karakter
Dikenler ve Güller SarayıSarah J. Maas · Dex Kitap · 20166,1bin okunma
Reklam
The ring burned again and again and again...
8/10
·1088 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 00:29
Çok uzun bir inceleme oldu sanırım ama spoiler olmayacak tüm yazıyı rahatlıkla okuyabilirsiniz. Öncelikle bir tavsiye ile başlamak istiyorum. Kitabın çıkış noktası bir Harry Potter fanfic’i olduğu için okurken karakterleri ve olayları ister istemez HP evreniyle karşılaştırma ya da eşleştirme eğilimi olabiliyor. Ama ben bunu çok önermem. Zaten kendi içinde yeterince ağır ve karmaşık bir dünya var karşımızda. O yüzden ben bu hikayeye artık bağımsız bir evren olarak yaklaşmanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Kısaca konudan bahsetmek gerekirse Paladya, Ölümsüzler tarafından ele geçirilmek isteniyor ve biz bu savaşın ortasında iki karaktere odaklanıyoruz. Şifacı Helena Marino ve katil Kaine Ferron. Hikaye Helena’nın savaş sonrası bir staz tankından çıkarılmasıyla başlıyor. Direniş grubunun yok edildiğini öğreniyor ve aynı zamanda zihninin içinde hapsolmuş durumda. Çoğu şeyi hatırlamıyor. Kayıp anılarını ortaya çıkarması için de Kaine’in yanına gönderiliyor. Kitap üç kısımdan oluşuyor. İlk kısımda Helena’nın hafıza kaybı sürecini ve Ferron’un bu anıları ortaya çıkarmaya çalışmasını okuyoruz. İlk başta fazla detaylı ve karmaşık gelebilir ama aslında hiçbir şey gereksiz detay değil. Evrenin terimleri ve büyü sistemi başta biraz yoruyor ama burayı anlayarak okumanız çok önemli. Benim bu kitabı yeni okuyan birine tavsiyem kesinlikle bu olurdu. Kitapla ilgiliyseniz bazı yerlerde önerilen 1-2-1-3 okuma sırasını görmüşsünüzdür ama ben bunu da önermem zaten sayfa sayısı yeterince fazla. İlk okuyuşta birinci kısmın sindirilerek okunmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. İkinci kısımda artık Helena karakterimizin hafızasından geçmişe gidiyoruz ve ilk kısımdan paralellikler görüyoruz. Ben bu kısımı bir yerden sonra çok sevmeye başladım (spoiler olmasın diye söylemeyeceğim)
AlchemisedSenLinYu · Del Rey · 2025262 okunma
Tehlikeli şeyleri dekor olarak kullanan Wattpad estetiği.
Puan vermedi
Darkrom kitaplarını incelemeye başladım ve zamanında en popüler olanlardan biriyle başlamak istedim. Her kitaptan da en problematik alıntıyı seçiyorum, bu kitabın en problematik alıntısı da son da yer alacak.---- Kitap, yüzeyde etkili bir mafia romance formülüne sahip: yasak arzu, aile baskısı, güçlü erkek karakter, “iyi kız” imajının çatlaması ve sürekli yükselen cinsel gerilim. Danielle Lori’nin kitabı okunabilir kılan şeyi inkâr etmek haksızlık olur; Nico ve Elena arasındaki bakışmalar, yaklaşmalar, kesilen konuşmalar ve “olmaması gereken” çekim hissi türün istediği bağımlılık etkisini veriyor. Ancak kitabın problemi de tam burada başlıyor: Roman, güçlü olduğu şeyi —cinsel gerilimi— ahlaki ve psikolojik tutarlılığın önüne koyuyor. Nico Russo, klasik possessive mafia hero olarak yazılmış. Tehlikeli, kontrolcü, kıskanç, dominant ve duygularını şiddetle ifade eden bir erkek. Fakat roman onun karanlığını gerçek bir karakter problemi olarak incelemek yerine çoğu zaman çekicilik unsuru haline getiriyor. Nico’nun Elena üzerindeki sahiplenici dili, tehditleri ve kıyafet/beden üzerinden kurduğu kontrol, metinde yeterince sorgulanmadığı için “romantik yoğunluk” gibi sunuluyor. “Because you were mine” cümlesi bunun en açık örneği. Bu söz, ilk okumada tutkulu bir aşk ilanı gibi durabilir; fakat aslında kadını özne değil, mülk olarak konumlandırır. Nico, Elena’yı koruduğunu değil, ona sahip olduğunu söyler. Aradaki fark, kitabın bütün problematik erkeklik modelini açığa çıkarır. Elena’nın karakterizasyonu da bu yapıyı güçlendirir. Roman onu “Sweet Abelli” olarak kurar: güzel, uyumlu, nazik, aile içinde doğru cevabı veren, mafia dünyasının iyi kızı. Bu imajın kırılması ilginç bir karakter gelişimi yaratabilirdi. Elena kendi arzularını, öfkesini ve ahlaki sınırlarını
En Tatlı KaçışDanielle Lori · Martı Yayınları · 20223,582 okunma
Body Horror’dan Sınıf Kinine (Spoiler Alarmı)
4/10
·136 syf.··
2026 2. kitabı
Zengin bir kahpenin kendini sırf daha güçlü ve ayrıcalıklı hissedebilmek için çocukken istismar edilmiş hasta bir kıza yaptığı türlü işkenceler. Gore/body horror olarak kitap istenileni veriyor ama sonu sanki aceleyle bitirilmiş gibi. Yazar büyük ihtimalle Agnes’in ölümü daha çarpıcı olsun diye böyle bir son yapmış ama building kısmı kısa tutulduğu için bu hızlı son, çarpıcı olmak yerine yavan kaçmış.
Edebiyat
Son Konuşmamızdan Sonra Her Şey Daha Kötü OlduEric LaRocca · İthaki Yayınları · 2024176 okunma
Mutlu Yaşam Üzerine
8/10
·77 syf.··
2026 1. kitabı
Seneca için mutluluk kavramını bir çeşit "sürekli karakter optimizasyonu" gibi anlıyorum. Mutluluk, bir durumdan ziyade bu maksatla akma hali. Duyumsadığı her etki için vereceği tepkiyi bir iç muhakeme sürecinden geçirdikten sonra muhasebesini yapıp doğaya salıyor. Doğada yarattığı değişikliğin sonuçlarından da ders çıkarıp sonraki düşünce ve davranışlarını daha az hatalı hale getirmek istiyor. Bu kaygıyla ve kontrolle hareket ederken hazdan ve acıdan uzaklaşarak bunları kendi nezdinde alt bir mertebeye koyuyor. Kavramların kendi erdemine birer hizmetkar gibi davranmasını sağlamaya çalıştığı için ölçülü bir etki-tepki mekanizması kurguluyor. Harici bir kaynaktan gelen girdinin dahili bir kaynaktan, yani özden gelen bir girdiye göre insan hayatına daha az etki etmesi gerektiğini savunarak; mutluluğun, kontrol edemediği oluşumlardan gelemeyeceğine kanaat getirip bir iç yolculuk düşlüyor. Bu süreçte harici kavramları birer hizmetkar gibi kullanabilmenin yolunun, gürültü kavramının sinsi formlarını yakalayarak dışlamayı becerebilmekten geçtiğini düşünüyor. Bu davranış da bizi her konuda ölçülü olmaya itiyor. Böyle olmaya özen gösterirken "ezik" olarak görülmemek ve insan ilişkilerinde yenilmemek adına uygun bir doz bulmanın ölçülülüğe dinamik bir şekilde baktığını düşünebiliriz. Yani bu kavram ayarlanabilir bir mekanizma olmalı. Erdem için oluşturduğu bu mekanizmayla yaşarken talihi ve hazzı tamamen reddetmeyip bunları "ekin için biçilen bir tarlada bazı çiçeklerin filizlenmesi"ne benzetmesi, bir keşiş yaşamından ziyade realiteyle daha iç içe olduğunu da gösteriyor. Bu girdilerin bir nevi değerlemesini yapıp dizginleyerek bir iç güncelleme yaşıyor. Şimdiye dek Seneca'nın tarzını anladığım ölçüde tanıtmaya çalıştım. Benim felsefem kendisinden biraz ayrışıyor. Ölçülülük
Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı ÜzerineSeneca · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202514,6bin okunma
Reklam
Reklam