Hissettiğim ilk şey hüzün oldu. Lafın gelişi söylemiyorum, başıma ne zaman bir şey gelse tam o anda nasıl hissettiğimi düşünürüm, belki de diğerlerinden daha yavaş, daha dalgın olmamın sebebi budur.
İnsan ömür boyu kendini bir şeye hazırlar. Önce başına bir şey gelir. Sonra intikam düşüncelerine dalar. Bekler. General uzun zamandır bekliyordu. Başına gelenin ne zaman intikam isteğine ve bekleyişe dönüştüğünü artık hatırlamıyordu bile. Zaman her şeyi muhafaza eder ama hepsi rengini kaybeder; metal plakalara sabitlenen çok eski fotoğraflar gibi. Işık, zaman, plakaların üzerindeki yüzlerin keskin ve karakteristik nüanslarını siler. Resmi sağa sola çevirmek gerekir, çünkü metalin vaktiyle çehresinin kendine has özelliklerini içine aldığı kişiyi kör plakanın üzerinde tanımak için belli bir ışık kırılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın her hatırası da zamanla işte böyle solar. Fakat günün birinde bir yerlerden ışık gelir ve bir yüzü yeniden tanırız
Gündüz ile gecenin sınırında avare dolanmaya devam edi yordum. Ne bir kül kabım ne de bir mezarım vardı; huzura ereceğim yer neredeydi, hiçbir işaret yoktu. Ne kar taneleri ne de yağmur damlaları; sadece akıp giden, rüzgâr gibi önce esip geçen ve sonra tekrar geri gelen hava vardı.