Selim Işık ve Turgut Özben gibi bir tutunamayan daha; Hikmet Benol.
Öyle kitaplar vardır ki, baştan sona dek bir serüveni izlemez. Yaşamı verir, insanı verir, bir çağın görüntüsünü, anlamını verir. “Tutunamayanlar” öyle bir romandı. “Tehlikeli Oyunlar” da keza öyle. Üslub, Türkçesiyle biçem, ağır basıyordu bu romanlarda. “Kendini” anlatıyordu yazar. Öyle denilebilirdi, dışardan bakan bir okur olarak. Belki de başkahraman yazardır. Bu tür büyük yazarlar kendilerini anlatarak tüm insanlığın gerçeklerini ortaya çıkarmıştır.
Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz zaman, güç bir kitabı çözmeye, sevmeye,ondan bişeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay’ın romanlarını çok seveceğiz. İlk kitabını okurken bir ön yargı ile baktığım Oğuz Atay’ı şuan büyük ilgi ve sevgiyle okuyorum. Kitaplarını okuyana kadar onun yaratıcı kişiliğinin farkına varmadığımı itiraf etmeliyim. Bu bakımdan kitaplarının üstümdeki etkisi şaşırtıcı ve çarpıcı oldu.
Kitabın içeriği ile ilgili pek yorum yapmak istemiyorum. Çünkü “ Atay” özet ve inecelemelerle değil, okunup yaşanınca anlaşılır şahsımca.
“Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini hayatî bir sorun olarak algılamaya çağıran çarpıcı ve sarsıcı bir roman. Romanın baş kişisi Hikmet Benol toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve "oyun oynuyormuş gibi” ilgilenmenin ve yaşananın yollarını arıyor. Ve hem “tehlikeli” hem de “oyun”la dolu bir yolda gidebileceği son noktaya kadar ilerliyor.”