Bir düşün doğmasında hiçbir şey bir inanç sistemi kadar etkili olamaz. Ve geleceğin doğmasında hiçbir şey düş kadar etkili olamaz. Bugünün ütopyası yarın ete kemiğe bürünür.
Tohumu verimli bir toprağa ekip beslerler. Gün ışığı, su ve gıda, hepsi verilir. Diller döküp “bize katıl, bize katıl,” diye haykırarak kabuğundan çıkması için onu kandırmaya çalışırlar. Tatlı şarkılar ve yakınlık duygusu. İlk filiz oluşmaya başlar ve ellerinde asit dolu bir sulama kabıyla filizin tepesine dikilir… beklerler.
Ama belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı, tekdüzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak.
Bu kasabada yaşamak sıkıcı ve boğucudur, halkın yüksek zevkleri yoktur, zorbalığın, bayağı bir hovardalığın ve ikiyüzlülüğün binbir çeşidinin olduğu, monoton ve anlamsız bir yaşam sürmektedirler. Namussuzların karnı tok sırtı pektir, namuslular ise bir lokma ekmeğe talim eder. Okullara, dürüstçe yayınlanacak bir yerel gazeteye, tiyatroya, toplu okuma ve sohbetlere, aydınların güçlerini birleştirmesine ihtiyaç vardır; toplumun bilinçlenmesi ve ne halde olduğunu anlayarak dehşete düşmesi gerekmektedir.