Kitabı henüz bitirmedim; zaten bu bir kitap incelemesi değil. Kitapla ilgili herhangi bir benzetme de yapmayacağım. Bu yazı, içimde yaşadığım bir buhranla ilgili. Ne kadar anlamak isteseniz de tam olarak kavrayamayacağınız bir metin bu. Sizin için fazlasıyla soyut, benim içinse son derece somut bir yazı.
Benim bir bülbülüm var. Durmaksızın şarkı söylüyor. Başta hoş ve heyecan verici gelen bu şarkı, zamanla benim için bir işkenceye dönüştü. Gün boyu bu melodiyi düşünmekten başka hiçbir şeye odaklanamaz hâle geldim. Bülbül ortada olmasa bile, şarkısı zihnimden çıkmadığı için, onu düşündüğüm anda ansızın karşıma dikiliyor. (Bunu yazarken bile şu an yanımda.) Bir süre sonra dayanılmaz hâle geldi. Çünkü bülbül, her boşlukta, her sohbetin ortasında, hatta kitap okurken bile peşimi bırakmadı. Ben de sonunda bu inatçı kuşu susturmak istedim. Başta kulağıma hoş gelen melodisini tek hamlede durdurmak, sonra da hayatıma eskisi gibi devam etmek istiyordum. Fakat ne denediysem onu susturmayı başaramadım. Bugün düşündüm: “Suç bülbülde mi? Yoksa sorun bende mi? Onu susturmak aslında zalimce bir davranış olabilir mi?” Sonra bu düşünceyi aklımdan kovmaya çalıştım. Çünkü benim için bülbül değil, kendim önemliydim. Bu hayatta birinin varlığına son verilecekse o kişi kesinlikle bülbül olmalıydı. Onunla bu kadar uzun zaman geçirmek, bana neredeyse isim vermek isteği uyandırdı. Ama böyle bir şey yaparsam unutmanın daha da zorlaşacağını düşünüp bundan vazgeçtim. Bülbülün şarkısı geceleri beni rahatsız etmiyordu. Gece onu düşünmüyordum bile; hemen uyuyakalabiliyordum. Fakat gün içinde özellikle yemek saatlerinde şarkısı midemi bulandırıyordu. Ne zaman bir şey yemeye kalksam, o saçma şarkıyı duymak zorunda kalıyordum. Bu yüzden iştahım azaldı, giderek kilo verdim.
Ve şimdi… O lanet olası