Gitmek ve kalmak. Birbirlerine taban tabana zıt olan ama içlerinde bu zıtlıktan birer parça veda taşıyan iki kelime. Ve hayatları bu iki kelime arasına sıkışmış zavallı insanlar. Hani bir soru vardır ya '' Gidene mi zor, kalana mı zor?'' diye. Kalana zor. Giden geleceği alıp giderken kalanın payına hep mazi düşer. Giden hem kendi için hem de kalan için seçim yaparken kalanın tek şansı kalmaktır. Kalan öylece kalır. Belki arkasından bakarak, belki döneceğini ümit ederek, belki unutarak, belki unutmaya çalışarak, belki de öfkeyle... Belki sebebi bile bilinmeyen bir kalıştır bu. Giden kalandan vazgeçmiştir ama kalan hiçbir zaman vazgeçemez gidenden. Anlamaya çalışır. Neden gitti, neden bıraktı, haklı sebepleri var mıydı, dönecek mi, ne kadar sürecek bu gidiş..? Her giden ardında bir belirsizlik bırakır. İşte bu belirsizlik kalanların hayatına bir kâbus gibi çöker, iliklerine işler. Bu ucu açıklık ancak gidenler döndüğünde çözülür. Sebepler ne kadar açık da olsa anlam ifade etmez. Çünkü kalanlar gidenlerin yokluğunda tüm ihtimalleri düşünerek en mantıklı yolu, gidenin olmadığı o yolu, seçerler. Ve hiçbir kalan, giden olmadıkça gidişin asıl nedenini bilemez. Hayat ise gidenlerin varışlarından kalanların arayışlarına akar.