Sosyalist bir yazar, sosyal darwinist, Spencer hayranı, yazarın otobiyografik özellikler yüklediği bir baş karakter, bence sonuç tam bir karmaşa.. London kendisi bu romanı bireyciliğe bir eleştiri olarak yazdığını söyleyip "Becerememiş olmalıyım ki hiçbir eleştirmen bunu keşfedememiş" derken bile adeta yazılarının kıymetini anlayamayan dergi editörlerinden bahseden Martin Eden'i duyar gibiyiz.. Eleştirdiğini söylediği, romanın sonundaki intiharını "bireyciliğin yenilgisi" olarak gördüğü Martin Eden, tüm roman boyunca eleştirilmekten ziyade kendisiyle empati kurulup haklı görülmek için çırpınıyor adeta, bu da Martin'in London tarafı.. Ve romanın sonunda intihar eden bireyci Martin mi, sosyalist London mı, bu intihar eleştiriliyor mu, kaçınılmaz görülüp olumlanıyor mu, bu koskoca bir soru işareti benim fikrime göre...
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Altı-yedi yüz dizelik uzun bir şiirdi (...) Kimselere gösteremediği küçük hıçkırıklarını delişmen yürek çırpıntılarıyla bastırırken kalbi giderek daha dermansız atan, günleri sayılı bir adamın kafasında demlenen çılgın bir imgeler cümbüşüydü.
Yaşamak ve büyük heyecanlarla titremek çılgınlığı ruhunu ele geçirmişti ve bir keresinde ifade ettiği gibi, "arasından geldiği kozmik toz içindeki küçük yerinde kıpır kıpır kıpırdanmak" arzusunun egemenliği altındaydı. (...) Kimdi, neydi, Martin asla öğrenemedi. Geçmişi olmayan; geleceği önündeki mezardan, bugünüyse içindeki canhıraş hayat ateşinden ibaret bir adamdı.