Romanın çevirmeni olarak Leonardo Padura ile, bu roman özelinde yaptığım röportaj.
VE: Dünya çapında en bilinen çağdaş Kübalı yazar olarak tanınıyorsunuz. Öte yandan Türk okurlar sizi tanımakta biraz geç kaldı. Şimdiye dek romanlarınız kaç ülkede yayınlandı?
LP: Kitaplarım bugüne dek 30 dilde yayınlandı. Son olarak da Türkçeye ve Hırvatçaya çevrildi. İlk çeviriler (Fransızca, İtalyanca vb.) 90’lı yılların sonunda başladı ve bunlar baş karakterin Mario Conde olduğu polisiye romanlarımdı. Türkçede olduğu gibi bazı dillerde neden daha geç kalındı bilmiyorum. Yayıncılarla ilgili bir şey mi, piyasayla mı ilgili, gerçekten bilmiyorum…
VE: Tarihsel romanlarınız dışında polisiye romanlarınızla da tanınıyorsunuz. Bu iki farklı türde sizi yazmaya iten ne oldu?
LP: Oturup yazmaya başladığımda benim için en önemli şey bir fikre sahip olmak. Sonra bu bir konuya dönüşüyor ve bu da ardından bir argümanı ortaya koymama izin veriyor. Roman türleri söz konusu olduğunda alışılmış kalıplara bağlı kalmayı çok sevmediğim için bazen yazmaya oturduğum şey az çok bir detektiflik romanı, az çok tarihsel bir roman veya ikisinin bir karışımı gibi başlıyor. Ayrıca hangi tür olacağı romanın konusuna, söz konusu türün kaynaklarını nasıl kullandığına bağlı. Ancak her zaman dikkat ettiğim şey, toplumsal içeriğe sahip bir hikâye olması. Çünkü ben her şeyden çok böyle bir yazarım: Düşüncelerini romanları aracılığıyla dile getiren bir toplum vakanüvisiyim -ortada hikâyesi anlatılacak bir suç olsa da olmasa da, tarihsel bir araştırma gerektirse de gerektirmese de. Bir yazarın toplumsal bir sorumluluğu olduğuna inananlardanım ve bunun gereğini yerine getirmeyi hedefliyorum.
VE: Köpekleri Seven Adam, Rus Devrimi, Stalin, Troçki ve Büyükada yılları, İspanyol İç Savaşı ve Küba’nın Özel Dönem adı verilen