Burak Buğra Okur

Zaferin ardından Meclis’e gelindiğinde, herkes durumdan çok memnundur,“Hemen taarruz edelim, Yunanları atalım” beklentisindedir. Fakat elde ordu kalmamış, neyle taarruz edilecek? İlk iş, orduyu baştan kurmak. Şimdi, Yunanlıların gücü daha iyi, daha net biliniyor ama savaşmak için de ordu lazım. Tekalif-i Milliye emirleri bu sırada çıkartılırken çok sayıda kişiden itiraz yükselir: “Milletin canından başka verecek neyi kaldı.” Tabii, Mustafa Kemal, Türk halkını bu emirlere itiraz eden vekillerden daha iyi tanıyordu. Onlara söylediği şey şu idi: “Bakın bu halk bıkmış, yenilgi görmekten bıkmış. Ben muzaffer bir kumandan olarak gidiyorum karşılarına ve diyorum ki, bir kez daha kazanacağım.”
Sayfa 65·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Papulas başarısız olduğunu düşünmeye başlar. Halbuki ısrar etse kazanacak.Sonunda, “Sakarya’nın gerisine çekilelim” emrini verir. Birlik kaydırmaya başlar. İşte o meşhur olay bu sırada cereyan eder. Eylül ayında, harbin bitmesine 5-6 gün kala Mustafa Kemal, kırık kaburgalarıyla yatağındayken, İsmet Paşa da aynı odada sandalyede uyuklar. Bir binbaşı gelir, istihbarat raporlarını okur: “Efendim bizim aldığımız raporlar şunlar, birlik hareketleri şöyle, bizim değerlendirmemiz, Yunanlıların yeni birlikler getirdiği istikametinde ve harbi kaybediyoruz.” Mustafa Kemal, “Bir dakika Binbaşım” der, “Bir kez daha okur musunuz?”Raporu bir daha okuyan binbaşıya, Atatürk, “Şimdi İsmet Paşa’yı uyandır ve zaferini tebrik et” emri verir. Binbaşı, çok şaşırsa da İsmet Paşa’yı uyandırır,zaferini tebrik eder. Ardından Mustafa Kemal, “Fevzi Paşa Hazretleri nerede?” diye sorunca“Çadırında efendim” yanıtını alır ve Fevzi Paşa’yı çağırtır. Paşa gelir, “Paşa Hazretleri neredeydiniz?” diye sorar Mustafa Kemal. Fevzi Paşa, Mustafa Kemal’den rütbeli, fakat Fevzi Paşa’nın da isteğiyle başkomutan olmuştur Mustafa Kemal. Fevzi Paşa “Çadırımdaydım, Kur’an okuyordum. Her şeyi kaybettik, Allah’tan sizi bize bağışlamasını niyaz ediyordum” der. Bunun üzerine Mustafa Kemal “Bir dakika, ortada bir yanlış anlama var” der ve şöyle devam eder: “Binbaşının bize getirdiği istihbarat raporlarını ben iki defa dinledim, değerlendirmeleri yanlış. Papulas birlik getirmiyor, mevcut birlikleri kaydırıyor, Yunanlılar geri çekiliyor.” Fakat çadırdakiler Mustafa Kemal’e inanamaz. “Evet” der Mustafa Kemal,“Gelin anlatayım.” Mustafa Kemal, zihninde bütün cephenin adeta haritasını çıkartmış durumda. Binbaşı istihbarat raporlarını okurken Mustafa Kemal’in kafasında bütün cephe şekilleniyordu ve fark ediyordu ki Yunanlılar
Sayfa 62·Kitabı okudu
Şimdi Atatürk’ün yapmak istediği, medeniyetten kastı, birbirinin fikirlerine tahammül edebilen, birbirinin fikirlerini eleştirerek, gözleme, mantığa dayanarak eleştirerek geliştirmeyi bilen bir toplum yaratmak. Bunun için de Atatürk’ün önündeki otoriter sistemi ortadan kaldırması lazım. Fakat paradoksal bir şekilde bunu yapabilmek için kendisi de bir dayatmada bulunmak zorunda. “Yanlışın üzerinde ısrar etmenize izin vermeyeceğim” diyor. Peki, yanlış olduğunu nereden biliyor? Sırf o değil ki, aklı başında herkes biliyor bunu. Yani, Kızıldeniz’in bir asa ile yarılmadığını, Nuh Tufanı’nın olmadığını, Adem ile Havva’nın rüzgar eserek, çamurdan yaratılmadığını vs. herkes biliyor.Atatürk şunu söylüyor: “Bu hurafelerin üzerine bir toplum bina edemeyiz. Sen buna inanmak istiyorsan inanabilirsin, ama bunu dayatmana müsaade etmeyeceğim. Sizin dayatmanızdır ki, toplumu felakete götürdü, çürüttü, yok etti. Ben bu çökmüş toplumun çocuğuyum, yeni nesillerin bu felakete doğmasına müsaade etmeyeceğim.”
Sayfa 53·Kitabı okudu
Çocuk küçük yaşlardan başlamak suretiyle Kur’an mektebine gidip, anlamını bilmediği Arapça sesler ezberleyeceğine (İtalyanca bilmeyen bir çocuğa İtalyanca Tommiks ezberletildiğini düşünün—bu onun için hiçbir şey ifade etmeyecektir) inanıp, inanmayacağına kendisi karar versin. Önce bir okusun, okuma-yazma öğrensin, dil öğrensin, biraz dünyayı tanısın... Sonra, bütün tabiplerin de hemfikir oldukları, akılcı düşünmeye başlanabildiği, rasyonelitenin tamamlandığını sandığımız dönem olan on sekiz yaşında yapsın bunu. Yani, çocuk okuma-yazma bilecek, kimya, fizik okumuş olacak, tabiat bilgisi okumuş olacak, dünya hakkında bir kanaati olacak, sonra inanıp inanmamaya karar verecek. “Çocuklara bu hürriyeti vermemiz lazım” diyor Atatürk. Bu yüzden, dine dayalı eğitimi kaldıralım, çünkü doğru olduğu tespit edilemeyen, hatta yanlış olduğunun pek çok ispatı olan bir sürü şey çocuğa çok erken yaşlarda öğretiliyor ve onun hayatında adeta vazgeçilmez kılınıyor. Benim de böyle birçok dindar bilim adamı arkadaşım var. Bakıyorum, hepsi çok küçük yaşlarda şartlanmış. Bundan bir türlü vazgeçemiyorlar.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Evet, Atatürk bir diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir.Hatta bir adamı intihar ederken engel olabilecekken seyretmeyi tercih etmiş biri görülürse dolaylı olarak bir ölüme sebep olmaktan cezalandırılır. Atatürk problemlerin tespiti ve çözüm yolları hakkında diğerlerinden çok daha akılcı ve “doğru” tespitleri olduğuna inanıyor ki, bu doğru. Atatürk, bu toplumun ekseriyetinden daha iyi düşündüğünün farkındaydı.
Sayfa 51·Kitabı okudu