Burak Buğra Okur

Bu yüzden mevcut imkanlarla ve zihin yapısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun ilerlemesinin mümkün olmadığına kanaat getirdi ve ilericiler safına katıldı. Fakat bunu yaparken de kendisiyle aynı cephede yer alanlardan farklı bir üslup hayata geçirdi. Eleştirel bir düşünürdü, hazırcı değildi, başkalarının yöntemlerini ve/veya yol haritalarını olduğu gibi tatbik etme taraftarı değildi. Muhtelif yöntemlere ve yol haritalarına baktı ve seçici bir yöntem izledi. Bazen aradıklarını bulamadı, yeni bir şey icat etti, bunu denedi. Toplumunda bunun başarısız olduğunu görünce hemen vazgeçti. “Yenisini deneyelim” dedi.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Atatürk, doğa bilimlerinde en yaygın olarak kullanıldığını bildiğimiz ve onların temelini oluşturan bilimsel yöntemi, yaşamının tüm safha ve cephelerinde uygulamıştır. Kendisini bilim adamı diye vasıflandırmamın nedeni bu bilimsel yaklaşım tutkusudur. Hedefi, bu yaklaşımı tüm ulusuna öğretebilmekti. Bu nedenle, 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da, halkına şu sözlerini tam bir güvenle söylemişti: "Efendiler ve Ey Millet, İyi biliniz ki ,Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat (yollar), tarikat-ı medeniyettir (uygarlık yollarıdır). Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir." Kendisine saygısı olan bir insana bundan daha güzel bir söz söylenebilir mi?
Sayfa 39·Kitabı okudu
Atatürk, izlediği yöntemin bilimsel bir yöntem olduğunun farkında mıydı? Dehâsıyla ve geniş genel kültürüyle bulduğu ve izlediği bu yöntemin yalnız bilimsel değil, hatta doğa bilimlerinin, zamanın terimiyle “fennin” yöntemiolduğunu Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Bursa’da öğretmenlere söylediği nutukta bizzat dile getirmiştir: "Hanımlar, Beyler, Memleketimizin en lâtif, en mâmur en güzel yerlerini 3,5 sene kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nerededir, bilir misiniz?Orduların sevk ve idaresinde ilim ve fen düsturlarını rehber ittihaz etmektedir.Milletimizi yetiştirmek için asıl olan, mekteplerimizin, darülfünunlarımızın(üniversitelerimizin) teessüsünde (kurulmasında, temellendirilmesinde) aynı mesleği (yolu) takip edeceğiz. Evet, milletimizin siyasî, içtimaî (sosyal) hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde rehberimiz ilim ve fen olacaktır." (Bursa Nutku, 27 Ekim 1922)
Sayfa 38·Kitabı okudu
Atatürk, yeni bulduğu varsayımın yeniliğini ve değerini biliyordu. Bunu savaş sırasında cebindeki küçük kırmızı kaplı defterine not etmiş, zaferden sonra kendisini Ankara’da karşılayan Ruşen Eşref Ünaydın’a da anlatmıştır. Bu hikâye Atatürk’ün bilim adamlığı yanını o kadar hoş, o kadar açık anlatır ki, buraya Ruşen Eşref’in kaleminden hepsini alacağım: "“Tarihin en uzun meydan muharebesidir” dedikleri Sakarya’yı böğrün sancıya sancıya, düşe kalka, bir sivil spor kıyâfeti ile idâre edip kazandıktan sonra bir akşam üzeri, kimseye söylemeden; karşıcı, alkışçı beklemeden; başının üstünde tâklar ve ayaklarının altında halılar dilemeden; gündelik işini görmekten dönüyormuşsun, kendi kalemi mahsusundan çıkıyormuşsun gibi, yıpranmış bir iç vilâyet taksisi sanılacak bir Ford otomobilinin sâdeliği içinde; ellerinde beyaz göderi eldivenler; o sivil kıyâfette Çankaya’ya döndün ... O kadar ki Hamdullah Suphi, Yakup Kadri ve ben, Seni istasyonda karşılamaya yetişemedik. Atları hızlı gidemeyen faytonumuzu Kavaklıdere’de görünce arabamı bir an durdurdun. Seni yolda kutladık. Ardınca köşke çıktım. Eski köşkün taşlığında gazânı tekrar tebrik ettim. Yapıp başardığın iş, virtüözce çekilmiş bir bilardo vuruşu imiş gibi yarı şaka yarı ciddî bir tavırla gülümseyerek, ‘Ben galiba yine en eyi şu askerliği yapıyorum’ dedin. Sonra cebinden kırmızı maroken kaplı bir küçük defter çıkararak çok ciddî bir sesle: — “Bak buraya, birâder! Ben bu muharebede iki şey keşfettim ki bunlardan biri askerlik târihinde şimdiye kadar formüle edilmemiştir. O da şudur: Daha eyi hamle etmek için iğreti çekilmeler yaptırdığım bir sırada sırt vere vere tâ Ankara kıyılarına gerilediğimizi göz önünde tutarak: ‘Bu hat da elden giderse, hangi hattı müdafaa edeceğiz’’ diye benden teessürle soran bir değerli kumandan Yusuf
Sayfa 37·Kitabı okudu
Halbuki Atatürk tüm düşünce tarzını doğa bilimlerinin yöntemleri üzerine kurmuştu. Bakınız bu konuda manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan ne diyor: "Atatürk, kendi yetiştiği devrin müspet ilimlerini mesleki ihtisası bakımından bellediği vakit, berrak ve müspet bir görüşe sahip olabildiğini ve herhangi bir meseleyi riyazi (matematiksel) bir katiyetle haletmeyi hedef tuttuğunu söylerdi."
Sayfa 35·Kitabı okudu