Burak

Umut'un diğer filmlerinden farklı bir yapısı vardır. Vurdulu kırdılı filmlerinde hep bir kahramandır Yılmaz Güney. Sonunda ölse bile, halkın gözünde efsaneleşmiş, kötülerle savaşan bir kahramandır. Oysa Umut'un Cabbar'ı sürekli eziktir. Savaşı baştan kaybetmiştir yoksul doğarak. Kader ona sürekli ezik, yenik bir çizgi çizmiştir. Kaderini kendisinin değiştirebileceğine inanmadığı için, hayalci bir umut ayakta tutmaktadır onu. Bu umut da yok olunca, çıldırması kaçınılmazdır artık bu çıkmaz karşısında.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Sinema
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Güney Umut'ta anlatmak istediğini şöyle açıklamaktadır: Aldatıcı bir umudu anlatmak istedim. Umut, bizim hayatımızın bir parçasıdır. Ayağı yere basan bir insan, boş şeyler hayal edip umutlanmaz. Toplum belli bir düzeye ulaştığı zaman, insanlarda hayale dayanan umutlar kalkar, Umut düzen bozukluğunun bir simgesidir (Cumhuriyet, 1986).
Sayfa 146·Kitabı okudu
Sinema
Türk Sinema Tarihi'nde bir döneme adını vermiş olan Umut, Adanalı faytoncu Cabbar'ı anlatmaktadır...
Sayfa 144·Kitabı okudu
Sinema
Seyyit Han, karakterleri olan bir filmdir. Başta Seyyit olmak üzere Keje, Haydar, Hidayet ve Mürşit, karakterlerini tanıyabildiğimiz, ilişkilerini basit şemaların ötesinde izleyebildiğimiz kişilerdir. Canlıdırlar ve filmdeki varlıkları şematik (karton) değil, 'organik'tir... Ayrıntılar konusunda gerçek bir duyarlığı olan Güney'in, filme serpiştirdiği bazı küçük renkler, bizi Seyyit'in karakterine ince ama kestirme yollarla yaklaştırır. Hayvanları sever Seyyit, bütün güzel ve yakın şeylerin sevdiği gibi. Atına şeker yedirir. Bir küçük kuşu vurmaya yüreği elvermez. Terkisinde taşıdığı tek çıkının içinden çıkan kefen, birkaç kuruş ve birkaç kurşun, hani o bütün ağrılara iyi gelen bir halk bilgeliğinin duyarlı simgeleridir. Hidayeti (köyde hiçbir önemi olmayan yoksul adamı) babası gibi sever, sayar. Onurlu kişidir. Kimseye boyun eğmez. Ama, kâğıt bir kaplan gibi de öfkelenmez. İçtenlikle üzülür, (Keje'yle konuşmasından sonra) hatta yıkılır. Bir kedi gibi köşeye sıkışmadıkça sessizdir, eziktir, gösteriş peşinde değildir. Kısaca, Doğu Anadolu insanının değerlerini canlı çizgilerle yaşatır (Kutlar, 1990, s. 30-32).
Sayfa 143 - Onat Kutlar·Kitabı okudu
Sinema
Köyde bir Yakup vardı. Şiir yazar, şiir okurdu. Beni etkilemişti. Hayranlık duyuyordum ona. Çok da hızlı koşuyordu. Oysa ben ne onun kadar hızlı koşabiliyordum, ne de onun gibi şiir yazabiliyordum. Sinemayla ilk kez kente gelince karşılaştım. Kovboy filmleri, seriyal filmler. Sinemayla karşılaşmam on üç yaşında oldu. Kavgalı döğüşlü filmlerin gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda (Cumhuriyet, 13 Eylül 1986).
Sayfa 139 - Yılmaz Güney·Kitabı okudu
Sinema