Burak

100 Soruda Türk Basın Tarihi adlı çalışmasında Hıfzı Topuz, dönemin yönetiminin uyguladığı baskıları şöyle özetlemektedir Demokrat Parti'nin Büyük Millet Meclisi'nde sahip olduğu çoğunluk, özellikle 1954 seçimlerinden sonra Parti önderlerine sonsuz bir güç duygusu veriyordu. Ne yazık ki bu duygu partiyi çoğunluğun baskısı yönünde bir uygulamaya yöneltti. Hemen seçimlerin ertesinde, seçmenleri Millet Partisi'ni desteklemekte direndikleri için, Kırşehir ili, ilçe yapılarak cezalandırıldı. Seçim yasası da karşıt partilerin haklarını kısıtlayacak bir biçimde değiştirildi. Radyo, siyasal partilere kapatıldı. Bu, radyo olanaklarından iktidar olarak yalnızca Demokrat Parti'nin yararlanması demekti. İktidar, başkaldıran bürokrasiyi ve üniversiteleri de yola getirmeye kararlıydı. Devlet memurlannın güvenceleri kaldırıldı ve üniversite özerkliği, üniversite yönetimi Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanarak yok edildi. Bir süre sonra da, hükümeti eleştiren gazetecilerin tutuklanması ve gazetelerin kapatılması başladı (akt. Kongar, 2007, s. 153).
Sayfa 52·Kitabı okudu
Sinema
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cem Eroğul'un 1970 yılında yazdığı Demokrat Parti kitabından tanımaya çalışalım, 1950'lerin iktidar partisini: Demokrat Parti hükümeti Türkiye'de demokrasinin gelişmesi için büyük bir umuttu. Parti önderi, demokratik olmayan bütün yasaları kaldıracaklarını ve demokratik olmayan uygulamalara son vereceklerini belirtmişlerdi. Fakat seçmenlerin çoğunluğuna dayanan 'Menderes iktidarı', karşıt grupların yok etmek yönünde bir eğilim geliştirdi: Cumhuriyet Halk Partisi'nin taşınmaz mallarına el kondu. Demokrat Parti'nin yerel örgütleri demokratik olmayan yollarla güdümlendi. Resmi ilân düzeni, basına baskı yapmak için kullanıldı. İşin kötüsü, bütün bunların 'Menderes iktidarı'nın ilk yıllarında yapılmış olmasıydı (akt. Kongar, 2007, s. 149). Menderes dönemindeki toplumsal durumun özetini Emre Kongar'dan alalım: Menderes iktidarının bütün bu nitelikleri ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal olarak ciddi bir hareketliliğe yol açtı. Ekonomik açıdan, devletin kamu harcamaları içindeki yeri pek de azaltılmamakla birlikte, 'devlet eliyle özel kesimin desteklenmesi' olayı hızlandırıldı. Böylece hem yeni zenginler' yaratılarak burjuvazinin gelişmesi hızlandırıldı, hem de sermaye sınıfından Demokrat Parti'ye destek veren yeni bir taban oluşturuldu. Yüksek enflasyon ile bu 'ekonomik ve sınıfsal hareketlilik' desteklendi. Böylece sınıfsal oluşumlar hızlandırıldı. Toplumsal açıdan kırsal alanlara traktör sokularak, buradaki nüfusun yatay hareketliliği özendirildi ve hızlandırıldı. Bu nüfusun kentlere akını sağlanarak, 'gecekondu' adı altında yeni bir fiziksel yerleşim ve 'gecekondu halkı' diye anılan yeni bir toplumsal katman yaratıldı.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Sinema
Demokrat Parti'nin tabanını ve dayandığı iç ve dış yapıyı öğrendikten sonra ilk icraatlarına bakalım. Bunları da Mete Tunçay'dan alıntılayalım: Hükümet programında, anti-komünizm teması islenirken, gericilik de bir komünist taktiği olarak tanımlanmakta.dır. Aslında son CHP hükümetleri, dine baskı diye görülen bazı noktalarda ödünler vermeye başlamışlardı. DP çoğunluklu yeni TBMM de, 16 Haziran'da oybirliğiyle Arapça ezan yasağını kaldırarak, bu yolda bir adım daha attı. 14 Temmuz'da ise genel af yasası çıkarılarak, eskiden işlenmiş hemen bütün suçlar bağışlandı. DP iktidarının ikinci ayı olan 1950 Temmuzu'nun başlarında, dış ticarette geniş çaplı bir liberasyona gidildi; aynı ayın sonlarında, Kore'ye 4.500 kişilik bir tugay gönderilmesine karar verildi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kuzey Kore'nin Güney'e saldırmasına karsı konmasını kararlaştırmıştı. Türk Hükümeti ise böyle bir jestle NATO'ya kabul edilmemizi kolaylaştırmak istiyordu (1995, s. 178).
Sayfa 50·Kitabı okudu
Sinema
1950'li yılların başında Türk sineması, artık sinema dilini öğrenmiş ve kendine özgü bir sinema ortamı, çekim ve gösterim düzeneği oluşturmuştur. Sinema salonları, film çekim ve dağıtım şirketleri, laboratuarları, çalışan ve çalıştıranlarıyla ticarî anlam da bir çark kurulmustur. Film üretimi ve tüketimi belirli bir sisteme bağlanmıştır. Hatta, sinemanın bir 'sanat' olduğunu kanıtlayan iki filmiyle, 1949 yapımı Vurun Kahpeye ve 1952 yapımı Kanun Namına filmleriyle Lütfi Ömer Akad sinemadaki yerini almıştır. Kısacası, Sinemacılar Dönemi başlamıştır.
Sayfa 48·Kitabı okudu
Sinema
Geçiş Dönemi geleceğin sinemasına 'sessiz çekim-sonradan seslendirme', yani 'dublaj' yöntemini armağan etmiştir. Bu yöntem Sinemacılar Dönemi'nde de Türk sinemasının yetkin bir anlatımı yakalamasını engellemiştir. Sessiz çekim, oyuncuların rolünü ezberlemesine, dolasıyla çekim öncesi hazırlığına gerek bırakmamıştır. Ön hazırlığını yapmamış ve çekim sırasında, kulağı ve dikkati 'sufle'de olan oyuncu, oyununa yoğunlaşamamıştır. Çekimdeki oyuncu kusurları üzerinde çok durulmamış, tekrar çekimin maliyetinin göze alınmasındansa, dublaj yapan tiyatro sanatçılarının durumu kotarması yolu seçilmiştir. Bu kolaycı ve ucuzcu yaklaşım alışkanlık haline gelince, Türk sinema dili özensizlikten yıllarca yakasını kurtaramamıştır. Geçiş Dönemi'nde sinemamızın başına gelen en büyük felaketse, Filimlerin ve Filim Senaryolarının Kontrolüne Dair Nizamname'dir. Yani, Polis Vazife ve Selahivetleri Kanunu'na bağlı olarak çıkarılan 1939 sansür tüzüğüdür. Bu Nizamname kuralları gereği, her aşamasında filmin yasaklanabilmesi ihtmali, senarist, yönetmen ve yapımcıların sürekli 'otosansür'lü alışma sistemi geliştirmelerine yol açmıştır. Bu da film içeriklerini kısırlaştırmış, sinemada eleştirel yaklaşımı, özgürce öykülemeyi önlemiştir. Geçis Dönemi, olumlu ve olumsuz yönleriyle Türk sineması için çok önemli bir dönemdir. Döneme adını veren 'Geçiş' sözcüğü sinema anlayışındaki tiyatromsu filmlerden, sinemasal filmlere geçişi ve sinema ortamındaki tek yönetmen-tek şirketten, çok yönetmen-çok şirkete geçişi anlatmaktadır.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Sinema