Geçiş Dönemi geleceğin sinemasına 'sessiz çekim-sonradan seslendirme', yani 'dublaj' yöntemini armağan etmiştir. Bu yöntem Sinemacılar Dönemi'nde de Türk sinemasının yetkin bir anlatımı yakalamasını engellemiştir. Sessiz çekim, oyuncuların rolünü ezberlemesine, dolasıyla çekim öncesi hazırlığına gerek bırakmamıştır. Ön hazırlığını yapmamış ve çekim sırasında, kulağı ve dikkati 'sufle'de olan oyuncu, oyununa yoğunlaşamamıştır. Çekimdeki oyuncu kusurları üzerinde çok durulmamış, tekrar çekimin maliyetinin göze alınmasındansa, dublaj yapan tiyatro sanatçılarının durumu kotarması yolu seçilmiştir. Bu kolaycı ve ucuzcu yaklaşım alışkanlık haline gelince, Türk sinema dili özensizlikten yıllarca yakasını kurtaramamıştır.
Geçiş Dönemi'nde sinemamızın başına gelen en büyük felaketse, Filimlerin ve Filim Senaryolarının Kontrolüne Dair Nizamname'dir. Yani, Polis Vazife ve Selahivetleri Kanunu'na bağlı olarak çıkarılan 1939 sansür tüzüğüdür. Bu Nizamname kuralları gereği, her aşamasında filmin yasaklanabilmesi ihtmali, senarist, yönetmen ve yapımcıların sürekli 'otosansür'lü alışma sistemi geliştirmelerine yol açmıştır. Bu da film içeriklerini kısırlaştırmış, sinemada eleştirel yaklaşımı, özgürce öykülemeyi önlemiştir.
Geçis Dönemi, olumlu ve olumsuz yönleriyle Türk sineması için çok önemli bir dönemdir. Döneme adını veren 'Geçiş' sözcüğü sinema anlayışındaki tiyatromsu filmlerden, sinemasal filmlere geçişi ve sinema ortamındaki tek yönetmen-tek şirketten, çok yönetmen-çok şirkete geçişi anlatmaktadır.