Burak

1895'ten ilk Türk filminin çekildiği 1914 yılına kadar geçenı sürede, yabancıların topraklarımızda film çekme ve gösterim yapma etkinliklerine tanık olunmuştur. Önce Saray'a, sonra halka film gösterileri düzenlenmiş, Osmanlı topraklarında çekilen görüntüler ülke içinde ve dışında gösterilmiştir. 1914-1918 arası, bilindiği üzere Birinci Dünya Savaşı; 1919-1922 arası da Kurtuluş Savaşı yıllarıdır. Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları işgale uğramış parçalanmıştır. Yıkılan imparatorluk topraklarından bir kısmını. kurtararak kendilerine yaşam alanı sağlamak isteyen Türk halkı, Anadolu'da büyük bir mücadeleye girişerek Kurtuluş Sava şı'nı başlatmıştır. Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı yıllarında ordunun elinde başlayan sinema çalışmaları aralıksız sürdürülmüş, film kameralarıyla bütün savaş ortamı kayıt altına alınarak belgelenmiştir. Askeri ve yarı askerî kurumlar kameramanlar yetiştirerek çok sayıda savaş ve ordu belgeseli çektirmişlerdir. İşgal altındaki İstanbul'da, öykülü film çekimleri yine bu kurumların çatısı altında gerçekleştirilmiştir. Görüldüğü gibi Türk Sineması ordunun elinde doğmuş ve bebeklik yıllarını ordunun elinde geçirmiştir. İlk Türk filmi olan Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı adlı belge film, Birinci Dünya Savaşı'na aniden katılan Osmanlı İmparatorluğu'nun, bunu halkına benimsetebilmek ve savaşa hazırlamak için yaptığı propaganda çalışmalarının bir ürünüdür.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Sinema
Reklam
Türk Sinema Tarihi kitaplarında ilk film gösterisinin Saray'da yapıldığı, II. Abdülhamid'in kızlarından Ayşe Osmanoğlu'nun anılarında yer alan kısa bir bölüme dayandırılarak açıklanmaktadır. Yine, 1995 yılından önce basılan Türk Sinema Tarihi kitaplarında, Türkiye'de halka açık ilk film gösteriminin 1897 yılı başlarında, İstanbul'da, Galatasaray semtindeki Sponeck Biraha ne'sinde, Sigmund Weinberg adlı bir Polonya yahudisi tarafından yapıldığı yazılmaktaydı. Sözü geçen Sigmund Weinberg, Beyoğlu'nda fotoğraf ve film malzemeleri satmakta, Fransız Pathe Firması'nın temsilciliğini yapmaktadır. Pathe şirketi, Lumière'lerden sonra, kendi aygıtlarını üreterek, sinema piyasasını ticari anlam da ele geçiren, sinemanın gelecek vadettiğini görerek dünyaya yayılan bir şirkettir. İşte bu şirketin temsilciliğini yapan Weinberg'in Sponeck'de düzenlenen ilk film gösterisini yapması düşüncesi, Türk Sinema tarihçilerine uygun gelmiş, bazı anılarda da bu tarzda yanıltıcı bilgilere rastlanınca, bu görüş kabul edilmiştir. İlk gösterimle ilgili gazete ilânlarında ad belirtilmemesine karşın, bu olay Weinberg'e mal edilmiştir. Sinema yazarı ve eleştirmeni Burçak Evren'in, belgeleri daha dikkatli incelemesiyle 9 Şubat 1897 tarihli Sabah gazetesindeki başka bir ilândan yola çıkarak, Sponeck'deki ilk gösteriyi yapan kişinin D. Hanri adlı bir kişi olduğunu ileri sürmesi daha akla yakındır (Evren, 1995, s. 34). Bu ilanda, Sponeck'de yapılan film gösterilerine ilginin büyüklüğünden cesaret alınarak, Ramazan ayı dolayısıyla Şehzadebaşı'ndaki Fevziye Kıraathanesi'nde de film gösterimine başlanacağı duyurulmaktadır.
Sayfa 5·Kitabı okudu
Sinema
Bugünkü sinema sanatını ortaya çıkaran, sinema teknolojisinin en ilkel aygıtı, 1895 yılında Fransız Lumière kardeşler tarafından yaratılan sinematograftır. Sinematograftan önce hareketli görüntüyü saptayabilmek için çok çeşitli çalışmalar yapılmış, çok çeşitli aygıtlar geliştirilmiştir. Hatta, hareketsiz görüntünün kaydedilip saklanabilmesi için bile asırlar öncesinden başlayan ve çok sayıda düşünen insanın çalışmasıyla ortaya çıkan bir birikim ve süreç gerekmiştir.
Sayfa 3·Kitabı okudu
Sinema
Muhsin Ertuğrul, sinemanın Türkiye'ye yerleşmesinde ve ilklerin denenmesinde öncü olmuştur. Lütfi Ömer Akad, sinema dilinin bir sanat olarak gelişiminde ve insanı anlatmasında yol göstericidir. Atıf Yılmaz Batıbeki, halkın nabzını tutarak popülerliği yakalarken, gelişkin bir sinema diliyle bazı gerçeklerin de anlatılabileceğini göstermekte etkili olmuştur. Metin Erksan özgün sinema diliyle ve anlattığı tutkulu insanlarla, sinemada özgün bir dünya yaratılabileceğini göstermiş, sinemada auteur'lere de 'yer olduğu'nu kanıtlamıştır. Yılmaz Güney, popüler yaklaşımında halkı yakaladıktan sonra, toplumsal ve siyasal eleştirilerini usta işi filmlerinin içine yerleştirerek, siyasal sinemanın öncüsü olmuştur.
Sinema
Paylaşılarak çoğalan düşler ve düşünceler, zaman içinde davranışlara dönüşme potansiyeli taşırlar. Bu olasılık, iktidarları da karşısındakileri de çok yakından ilgilendirir. Doğal olarak sinema, güzelliklerin, umutların çoğalması için kullanılabileceği gibi, sınırları, umutsuzlukları çoğaltmak için de kullanılabilecek özgün bir 'mekân', 'derin' bir düzlemdir.
Sinema
Reklam