İtalya'da çalışmama karşın yine de her şeyiyle Rus olan bir film çekmeyi başardım: moral bakımdan, ahlaki bakımdan ve duygusal bakımdan. İş gereği İtalya'ya gelmiş, burada uzunca bir süre kalmak zorunda kalan bir Rus'un, bu ülkeye ilişkin izlenimleri üzerinedir film. İtalya'nın, turistleri hayranlık içinde bırakan ve milyonlarca basılan kartpostallarla dünyanın her yanını kim bilir kac kez dolaşan turistik güzelliklerini bir kez de beyazperdede sergilemek gibi bir amaç taşımadım hiç. Bir yandan, üzerine yağmur gibi yağan binlerce yeni izlenimle kafası karışan, dengesi bozulan, öbür yandan bu yeni izlenimlerini, buraya kendisiyle birlikte gelmelerine izin verilmeyen en yakınlarıyla paylaşabilmesi mümkün olmayan bir Rus insanının, bu yeni deneyimini tüm varlığıyla bağlı olduğu geçmişine eklemleme konusunda yaşadığı kahredici imkânsızlık üzerineydi film. Bunlar benim de yaşadığım duygulardı: uzunca bir süredir evimden, yurdumdan ayrıydım; için de bulunduğu yeni dünya, yeni kültür, yavaş yavaş bunlara sevgi duyarak bağlanmaya başlaması, sebebi bilinmez bir umutsuzluk gerginlik içinde bırakıyor insanı: karşılıksız aşk gibi tıpkı; bilinemezi bilmenin, birleşemeyecek olanı birleştirmenin imkânsızlığı gibi ve dünya üzerindeki yolculuğumuzun sonluluğunun hatırlanması gibi. Hayatın sınırlılığının ve önceden belirlenmişliğinin uyarı işareti gibi, dış etkenlerin değil (öyle olsaydı, çözümü çok kolay olurdu!), senin kendi iç 'tabu'nun denetimindeki hayatın.