“Serap görüyorum,” derdim, inanıp inanmamak arasında kendimi bir salıncağa atardım. Sonra hayal mi gerçek mi salınımlarını bırakıp, kendimi salıncaktan atardım. “İpi kopmuş bir uçurtmayım,” derdim kendi kendime bir uçurtma için en güzel uçuşun, ipi kopuk olabileceğini düşünürdüm. Bazıları buna “düşme hali”diyebilirdi. Ağaç dallarına ya da elektrik tellerine takılmadan önce ki düşme hali. Umursamayabilirdim. Onlar benim elma büyüsünde olduğumu, onun yüzünden başka bir şey görmediğimi, saatlerce onu seyretmenin, ondan söz edildiğinde asla dolmayacak bir kuyu açlığıyla dinlemenin ve dolup dolup geceleri oyalanmak için eşşek kulaklı bir kralın hikayesini sabahlara kadar ezberden nasıl bir şey olduğunu bilmeyebilirlerdi. Sorsalar söylerdim. “Vallahi,” derdim, “ben de bilmiyorum bu kadar derine tüpsüz nasıl daldığımda daldığımı göğsümde bir ağırlık hissetmeden.”