Kitap, Cem'in ekonomik durumlarının kötüye gitmesinden dolayı dershane parasını kazanmak için Öngören isimli bir kasabada bir kuyu ustasına çıraklık yapma hikayesi ile başlayan ve 'kral oidipus' ve 'rüstem ile sührab' hikayeleriyle dolaşık bir şekilde babalar ve oğullarının hikayelerini, onların kader ortaklıklarını anlatıyor. Kitapta sık sık geçen ve Cem'in de kafasını kurcalayan pişmanlık değil ama geçmişin altında ezilişi hissini anlatan ve bu yükü kendine unutturmaya çalıştığı işte bu cümlelerdi:"İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda." Bu cümlerden sonra insanin gerçekten durup düşunmesi geçmişi düşünürken kaybettiği her dakikanin aslında daha değerli bir amaçtan çaldığıyla yüzleşmesi gerektiğini düşündüm. (Ama elbette geçmişten ve geçen zamandan ders almamamız gerektiğini öğutlemiyor burda.)
Yine kitapta yazdığı gibi eğer kötü kaderden korunmak için önlem almayıp normal bir hayat yaşarsan (geçmişi deşmezsen) normal bir hayata sahip olursun. Zaten ne zaman ki Cem merakına yenik düşüp geçmisi araştıyor başına gelenler geliyor. Oidipus da katil olmamak istediği için katil olmuş, katilin kim olduğunu merak ettiği için de kendisinin baba katili oldugunu öğrenmemiş miydi?
Kitapta beğenmediğim bir şeyi de söylemek isterim. Ben bilir kişi değilim elbette ama çabalayan bir okur olarak kitabın ilk on sayfasında neden zibilyon kere bazan kelimesi kullanılmış anlayamadım. O kadar canımı sıktı ve itti ki beni kitaptan anlatamam. Neyse ki hemen son buldu da buna takılmayıp bu güzel hikayenin içine girebildim.