Ama hayvanların rasgele öldürülmesi, bir "vicdan", hatta bir "sevgisizlik, sevgi yokluğu" sorunu olmadan önce, bir "canlılar dengesi" sorunudur. Bu da, en çok, insanları ilgilendirir. Bütün güçleriyle kendilerini korumak isteyenler, koruyabilenler, daha doğrusu, korumağı başarabilenler, onlar çünkü.
Oysa nesne-kitaptan kopabilmek gerek. Metinden ya da öğreniden söz edilecek olursa diyeceğim ki, o metin sizi uzun ya da kısa süre besleyip yaşattıysa, ondan da kopmasını öğrenmek gerek. Özümlediğinizle yetinebilirsiniz. Vazgeçilmez metinler yok mu? Elbette var; ama ne kadar az! Onları mezarımıza taşımayacaklardır gene de, cenazemizi kaldıranlar.
18. yüzyılın ortalarından bu yana "Serendipli Üç Şehzade" masalından yola çıkılarak türetilmiş bir sözcüğü var İngilizcenin: Serendipity-, aranmakta olmayan değerli/hoşlanılır bir şeyin insanın karşısına çıkıvermesi anlamında kullanılan... Elbette, aranmayan şeyin bulunması, olacak şey değil. Ne var ki, "aranmama"yı "o anda aramakta olmamak" ya da "aranması gerektiği düşünülen yerde aramakta olmamak" diye yorumlarsak, birçok kişinin bu "Serendiplilik"ten (az ya da çok) pay aldığını kestirebiliriz. Serendip yağmuru benim de tarlama yağmıştır ara ara.
Bu düşünce kök salmış bir ağaç gibi bizde. Koparıp atsalar da, varlığımıza son verseler de -varlığımıza son verseler de- köklerden biri gene sürgün verecek, filizlenip yeşerecek. Bizi ancak içimizle dışımızın bir olması kurtarır.