Deha ile delilik arasında biyolojik bir akrabalık olabilir mi?
Lombroso’nun adı bugün daha çok kriminoloji alanındaki tartışmalı görüşleriyle anılsa da, bu kitapta odağını suçlulardan çok sanatçılara, yazarlara, filozoflara, bilim insanlarına ve tarih boyunca sıra dışı kabul edilen kişilere çeviriyor. Onun amacı oldukça iddialı: Dehayı mistik bir armağan olmaktan çıkarıp bilimsel olarak açıklamak. Lombroso’ya göre üstün yaratıcılık, sağlıklı ve dengeli bir zihnin ürünü olmaktan çok, kimi zaman nörolojik ve psikiyatrik farklılıklarla bağlantılıdır. Bu nedenle kitap boyunca epilepsiden melankoliye, halüsinasyonlardan megalomaniye, alkolizmden obsesif davranışlara kadar pek çok konu deha ile ilişkilendirilerek inceleniyor.
Aristoteles’ten Pascal’a, Verlaine’den Darwin’e, Michelangelo’dan Napolyon’a kadar çok sayıda tarihsel figür onun inceleme masasına yatırılıyor. Yazar yalnızca sanat ve edebiyatla yetinmiyor; siyaset, din, bilim ve toplumsal hareketlerde etkili olmuş isimleri de aynı mercek altında değerlendiriyor.
Bugün nörobilim ve psikiyatri alanında yapılan araştırmalar yaratıcılık ile bazı ruhsal durumlar arasında belirli ilişkiler olabileceğini kabul etse de, Lombroso’nun kurduğu kadar kesin ve doğrudan bağlar kurmuyor. Bu yüzden kitabı okurken onu bir bilimsel otorite olarak değil, düşünce tarihinin önemli ve tartışmalı duraklarından biri olarak değerlendirmek gerekiyor, diye düşünüyorum.
Ve itiraf etmeliyim ki kitabın en ilginç yanı, deha ile delilik arasındaki bağı kurmaya çalışması değil; insanlığın iki yüz yıldır bu bağı kurmaya neden bu kadar istekli olduğunu göstermesi. Çünkü bazen bir insanın neden büyük olduğunu anlamaktan çok, onun neden bizim gibi olmadığını açıklamaya çalışıyoruz. Lombroso’nun kitabı da tam olarak bu huzursuz merakın içinde