Burcu

Puan vermedi·300 syf.··
2023 13. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2023 02:22
Momo, Almanya’da yayınlandıktan sonra tüm dünyada da çok ilgi görmüş ve kırk dile çevrilmiş dünyaca ünlü fantastik bir çocuk romanı. Ama sadece çocuk kitabı demek az olur çünkü tüm yetişkinlerin de okumasının önemli olduğunu düşünüyorum. Konusuna çok girmeyeceğim, daha çok hissettirdikleri ve düşündürdükleri üzerine konuşmak istiyorum. Momo’yu yediden yetmişe herkes neden çok seviyor, çünkü Momo çok iyi bir dinleyici. Herkesi, tüm anlattıklarını hiç araya girmeden saatlerce dinliyor. Bunun için bolca zamanı vardır Momo’nun. Gülten Akın’ın dediği gibi; ‘Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya.’ Kimselerin vakti yok durup insanları dinlemeye. Çünkü hep ‘çok önemli’ işlerimiz var, yeri geliyor çocuğumuzu bile kendimizi tamamen vererek dinlemiyoruz, hep vakitle yarışıyor, hep koşturuyor, hep bir şeylere yetişiyoruz. ‘Bitmeyen işler yüzünden…’ Ve kitapta da herkes çok mutlu bir şekilde yaşarken duman adamlar ortaya çıkıyor ve insanlara zamandan tasarruf etmeleri gerektiğini böylece tasarruf ettiği zamanı ileride kullanarak daha uzun yaşayacaklarını ve birçok şeye vakit ayırıp hiç sıkılmayacaklarını söyleyerek halkı kandırıyorlar. Ve insanlar duman adamların sözlerini dinleyip zamandan tasarruf etmeye başladıkça daha çok çalışıyor, daha az zamanda daha çok iş yapıyor, sevdiklerine vakit ayıramıyor, daha az konuşuyor, daha az gülüyor, kısacası insanlar artık mutsuz olmaya başlıyor. Ne kadar tanıdık değil mi? Artık hiçbir şeye ayıracak zamanımız yok, kendimize bile! , mutlu değiliz, çünkü durup dinlenmeye vakit bulamıyoruz, ‘an’ ı kaçırıyoruz çoğu kez. Duman adamlar insanları zamandan tasarruf etmeleri için kandırdıktan sonra şehirleri de değişti, artık birbirine benzer yüksek binalarda, aynı tip evlerde oturur oldular. Ve en önemlisi öncesinde sokaklarda oynayan
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·196 syf.··
2023 4. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2023 01:28
Ahraz, toplumun ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren bir roman. Masalsı, mitolojik bir hikâye ama bir o kadar da gerçek. Bir kız çocuğu, babası ile birlikte kağıt toplayıcılığı yaparak bir teknede yaşamaya çalışıyor. Adile… Bir çocuk, bir genç kız ve bir anne, yalnızlaştırılmış, kimsesiz kalmış toplum tarafından dışlanmış, İfrit demişler ona. Kabuk tutmuş, lanetli olarak görülmüş, tüm kötülüklerin sebebi bilinmiş Adile. İsrafil… Adile’nin oğlu, suya doğmuş, babasız, annesinin laneti nedeniyle o da lanetli kabul edilmiş. Çocukken geçirdiği bir hastalık nedeniyle ahraz olmuş. Ama o annesinden farklı olarak hep yaşama tutunmuş, annesi içine kapanırken o dışarı açılmış. Edebi olarak oldukça zengin, konu itibariyle son zamanlarda okuduğum en etkileyici hikâyelerden biri oldu Adile ile İsrafil’in hikâyesi. Onlara üzülürken toplumun kötülüğü, ikiyüzlülüğü de sinirlendirdi kitap boyunca. Ötekileştirilen, dışlanan insanların romanı Ahraz. Okurken bana Başkalarının Tanrısı’nı anımsattı, orada da dışlanan, görülmeyen, ötekileştiren insanları okumuştuk. Yeni yazarlarla tanışmayı seviyorum, Deniz Gezgin’de iyi ki tanışmışım dediğim yazarlardan oldu. Üslubundan ayrı bir tat aldım. Kitapta geçen bir olayı direkt yazmamış mesela, cümlelerle ifade etmemiş ama o olayın öyle olduğunu hissettirmiş. Bir derdi var yazarın ve kitabın ve derdi olan kitapları hep severim. ‘’Tanrı bizim kusur sandıklarımızı seçtiklerine dağıtmıştır; taşıyabileceklere, kendi çarmıhını sırtlanan Mesih gibi.’’ ‘’Senin anlaşmak dediğin nedir ki, her bizi duyan anlıyor mu ki ne dediğimizi...’’  
AhrazDeniz Gezgin · Can Yayınları · 20195,7bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2022 15. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2022 19:30
Başkalarının Tanrısı, anlatması zor bir kitap benim için. Mine Söğüt okumak biraz sarsıyor, zorluyor. Dili yalın, bir oturuşta bitirilebilir bir kitap ama sonrası, sonrası düşündürüyor. Biraz gerçekçi, biraz fantastik diyebileceğimiz bir roman. Sokaklarda yaşayan beş karakter, sevgilisi onu satmasın diye dizlerinden itibaren bacaklarını kesen Efsun Abla, geçmişini, kim olduğunu hatırlamayan Adnan Abi, sokaklarda bedeninden para kazanan Hülya, bir sabah hayatını, eşini, çocuğunu, işi terk edip sokaklarda yaşamaya başlayan ve Efsun Ablaya aşık olan şair Musa ve çöpte buldukları Matruşka bebek… Musa biraz Uysallar dizisinde orta yaş bunalımına giren evini terk etmek isteyen ama edemeyen gece sokaklara çıkan Oktay karakterini anımsatıyor biraz. Birbirinden tamamen farklı beş karakterin sokaktaki yaşam savaşını okuyoruz, aslında her gün gördüğümüz ama kendi ‘çok önemli’ hayatımızdan kafamızı kaldıramadığımız için fark edemediğimiz gerçek hayatın içinde olan insanlar. Okurken belki karakterler çok abartılmış gibi düşünebilirsiniz, ama böyle insanlar var, evet var ve biz görmüyoruz çünkü görmek istemiyoruz. Sarsılmak isterseniz, yüzünüze bir tokat yemiş gibi olmak isterseniz okuyun derim. ‘’Kimin kim olduğuna önem veren dünyanın kimseye önem vermemesi üzerine düşünmeye başladığımız anda her şeyin altüst olacağını bildiğimizden olsa gerek, hiçbirimiz gerçekten kim olduğumuzun peşine düşmüyoruz. Sadece hayalî bir tanrının kulu olduğunu sanmak yetiyor insana.’’   "Ne doğumumuz ne ölümümüz ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek sürdürdüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başkaları yüzünden ölüyoruz. Bizim sandığımız hayat bizim değil, bizim sandığımız beden bizim değil."   ‘’Hepimiz sistem dışına çıkarsak hayatta
Başkalarının TanrısıMine Söğüt · Can Yayınları · 20225,1bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2022 9. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2022 01:40
Ayfer Tunç ile ilk 2016’da Dünya Ağrısı ile tanışmıştım. Yıllar sonra bir üçleme olan serinin ilk iki kitabını bitirdim. İlk kitap Kapak Kızı. Bu kitabı ilk 1992 yılında yayımlamış ancak 2004’de yeniden yazmış. Kapak kızı, İstanbul’dan Ankara’ya giden bir trenin yemekli vagonunda geçiyor, erotik bir dergide ‘ayın kızı’ seçilen ve çıplak fotoğrafları yer alan Şebnem’i, bir şekilde yollarının kesişmesine sebep olduğu Bünyamin, Selda ve Ersin’den dinliyoruz. Şebnem’in hayatlarına nasıl dokunduğunu, üzerlerinde bıraktığı etkiyi okuyoruz. Kimi zaman eleştiriyorlar, kimi zaman hak veriyorlar. İlk kitapta bu üç karakterin iç dünyalarına dönüşünü okuyoruz. Okurken kendi iç dünyamıza dönmemizi de sağlıyor Ayfer Tunç, aslında hepimiz benzer duygular hissedebiliyoruz diye düşündüm okurken. Kimi zaman Ersin gibi hissettim, ya da hayatımın bir kısmında Selda gibi biri oldum diye düşündüm. Yazarın kalemine hayran kaldım. Kurgu, olay örgüsü çok iyiydi. Sadece kurgu bir roman olmaktan öte çok da düşünmeye sevk eden bir kitaptı benim için. Yazın zamanda serinin ikinci kitabını da bitirdim. Yeşil Peri Gecesi’ne de ayrıca değineceğim.   ‘’Hayatını değiştirmeyi düşünmeyen, giderek daha az şeye razı olan, hiçbir şeye itiraz etmeyen biri... İşten eve, evden işe yani. Bir gün kendime niye yaşadım ki bunca yılı diye sormaktan korkuyorum’’   ‘’Hayatın tek doğrusu yoktu, hayatın birkaç ya da birçok doğrusu da yoktu, hayatın sayısız doğrusu, sayısız yanlışı vardı, her hayat tekti, benzersizdi. ’’ ‘’Şimdi kendi cümlesini arıyordu: Hayattan beklediği şeyleri elde ettiği anda hepsinin budalaca olduğunu anlamış, yalnız bir adam… Belki. Bir cümle olabilir miydi bir hayatı değerli kılan? Yoksa tek cümleye sığdırılmış hayat çok mu boştu? Hayatın nesi doğruydu, nesi yanlış? Ya da bu türden soruları
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2022 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2022 15:36
@blogcuanne uzun yıllardır instagramdan takip ettiğim, yazılarını severek okuduğum biri, kitabı çıkar çıkmaz alıp okumak istedim. Bu zamana kadar düşündüğüm, hissettiğim ve belki birçoğunu kelimelerle ifade edemediğim feminizm yolculuğunu anlatmış, çok da iyi olmuş. Okurken hep ‘işte tam da böyle’ dediğim, sürekli altını çizdiğim cümlelerle dolu. İyi ki yazmış, sadece kadınlar değil erkeklerin de okumasını çok istediğim bir kitap. Çok fazla uzatmadan sözü alıntılara bırakıyorum.   ‘’Kadının kadın olarak, birey olarak, insan olarak değil, en çok ‘anne olarak’ var olması isteniyor. Ne var ki, anne olmak da tek başına yeterli olmuyor; toplumun istediği gibi bir anne olmak ve ona göre annelik yapmak gerekiyor.’’   ‘’Annelerin hakkı ödenmez’’ denilerek ücretsiz ev işçisi konumlarını itiraz etmeden sürdürmeleri bekleniyor. Annelerin ‘’kan kusup kızılcık şerbeti içtim’’ demeleri normal karşılanıyor ama aslında o kadınların, kendi hayatlarını yaşayamadıkları kimsenin umurunda olmuyor.’’   ‘’Anneler hastalanmaz’’ deniliyor ama anneler hem de okula giden çocukla birlikte hastalanıyorlar. Sadece, yatıp dinlenme lüksleri olmadığı için ayakta geçiriyorlar.’’   ‘’Kadının girmesine izin verilmeyen her alanda söz sahibi olan erkekler, tarih boyunca anneliği yüceltmiş ama aslında çocuk bakımına kadına kilitlemişler. Kadını kamusal alandan dışlayarak eve hapsetmiş olmalarının karşılığında ona ev içinde sözde bir iktidar tahsis etmiş ve bu sırada kadının hareket alanını iyice kısıtlamışlar.’’ ‘’Kadınların, işyerindeki tam zamanlı mesailerinin ardından bir de evde çalışacaklarını, kariyer yapan bu kadınların işyerinde bilançolarla, bankada müdürle, hastanede hastalarla, şantiyede işçilerle, okulda öğrencilerle, mağazada müşterilerle… uğraştıktan sonra eve gelip yemek yapıp çamaşır
Meğer Ben FeministmişimElif Doğan · Doğan Kitap · 2022217 okunma