Ahraz, toplumun ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren bir roman. Masalsı, mitolojik bir hikâye ama bir o kadar da gerçek.
Bir kız çocuğu, babası ile birlikte kağıt toplayıcılığı yaparak bir teknede yaşamaya çalışıyor. Adile… Bir çocuk, bir genç kız ve bir anne, yalnızlaştırılmış, kimsesiz kalmış toplum tarafından dışlanmış, İfrit demişler ona. Kabuk tutmuş, lanetli olarak görülmüş, tüm kötülüklerin sebebi bilinmiş Adile.
İsrafil… Adile’nin oğlu, suya doğmuş, babasız, annesinin laneti nedeniyle o da lanetli kabul edilmiş. Çocukken geçirdiği bir hastalık nedeniyle ahraz olmuş. Ama o annesinden farklı olarak hep yaşama tutunmuş, annesi içine kapanırken o dışarı açılmış.
Edebi olarak oldukça zengin, konu itibariyle son zamanlarda okuduğum en etkileyici hikâyelerden biri oldu Adile ile İsrafil’in hikâyesi. Onlara üzülürken toplumun kötülüğü, ikiyüzlülüğü de sinirlendirdi kitap boyunca. Ötekileştirilen, dışlanan insanların romanı Ahraz. Okurken bana Başkalarının Tanrısı’nı anımsattı, orada da dışlanan, görülmeyen, ötekileştiren insanları okumuştuk.
Yeni yazarlarla tanışmayı seviyorum, Deniz Gezgin’de iyi ki tanışmışım dediğim yazarlardan oldu. Üslubundan ayrı bir tat aldım. Kitapta geçen bir olayı direkt yazmamış mesela, cümlelerle ifade etmemiş ama o olayın öyle olduğunu hissettirmiş. Bir derdi var yazarın ve kitabın ve derdi olan kitapları hep severim.
‘’Tanrı bizim kusur sandıklarımızı seçtiklerine dağıtmıştır; taşıyabileceklere, kendi çarmıhını sırtlanan Mesih gibi.’’
‘’Senin anlaşmak dediğin nedir ki, her bizi duyan anlıyor mu ki ne dediğimizi...’’